Erzurum Ulu Camii Yapılış Tarihi Kısaca

Erzurum Ulucamisi, Erzurum’da 12. yüz­yılın ikinci yarısında yapıldığı sanılan Sal- tuklu camisi. Planı 38 m x 46 m boyutların­da bir dikdörtgen biçimindedir. Dikdörtge­nin uzun kenarlarından biri kıble duvarını oluşturur. İç mekân, bu duvara dik yedi şahına bölünmüştür. Sahınları birbirinden dikdörtgen kesitli ayak sıraları ayırır. Mih­rap ekseni üzerindeki şahın, yanlardakiler- den daha geniştir. İkisi kıble duvarına bitişik dört ayağa oturan basık sivri ke­merlerin taşıdığı kubbe ahşaptan yapıl­mıştır. Eskiden bunun yerinde pandantif- li kagir bir kubbenin olduğu sanılmak­tadır. Mihrap önü kubbesini cümle kapısı yönünde bir aynalı tonoz, onu da mukarnas dolgulu bir kare tonoz izler. Daha sonra da mihrap eksenine dik yönde yan yana iki tane beşik tonoz yer alır. Öbür sahınlar boydan boya, kıble duvarına dik birer beşik tonozla örtülüdür. Yalnız en doğudaki şahı­nın üzerinde kıble duvarına paralel altı tane beşik tonoz vardır. Beden duvarları kesme taşla ve çok yalın biçimde örülmüş olan caminin tonozlarının üstü düz bir toprak damla örtülmüştür. Kuzey duvarının batı köşesindeki minare sonradan eklenmiştir.

Erzurum Ulucamisi pek çok onarım geçir­miştir. Duvarlarında bu onarımlardan beşi­ni belirten yazıtlar vardır. Kıble duvarı dışındaki bölümlerin ilk yapıdan kalmış olması olasılığı azsa da, plan şemasının önemli bir değişiklik geçirmeden günümüze ulaştığı kabul edilebilir.

Erzurum Ovası Oluşumu ve Özellikleri Kısaca

Erzurum Ovası, Doğu Anadolu Bölgesi’ nin kuzey kesiminde ova. Yaklaşık 825 km2’lik bir alanı kaplayan ova güneyde Palandöken, kuzeyde Dumlu, kuzeydoğuda Kargapazarı dağlarıyla çevrilidir. Doğusun­daki Pasinler Ovasmdan Deveboynu Ge­çidiyle ayrılır. Aşkale’nin batısında bulunan ve Karasu’nun geçtiği boğaz, batıdaki Ter­can Ovasıyla bağlantıyı sağlar. Fırat’ın kolu olan Karasu, ovanın bütün sularını toplaya­rak kuzeyinden çıkar. Yüksekliği yaklaşık 1.850 m olan ova, batıdan doğuya doğru yükselir. Orta kesimleri alüvyonlardan, çevresi ise birikinti yelpazelerinden ve ke­nar dağlardan inen çakıl depolarından oluş­muştur. Kenar kesimlerinde yer yer belir­ginleşen kırık hatları bulunur. Bu kırıklar boyunca Ilıca Kaplıcaları gibi sıcak su kaynakları bulunur.

Miyosen Bölüm (y. 26-7 milyon yıl önce) başlarında ortaya çıkan tektonik olaylar sonucunda bugünkü ovalık alan çökmüş, kenardaki dağlar ise yükselmiştir. Bundan sonra da ova çökelmelerle dolmaya başla­mıştır. Pliyosen Bölüm (y. 7-2,5 milyon yıl önce) sonlarıyla, Kuvaterner (Dördüncü) Dönem (y. 2,5 milyon yıl öncesinden günü­müze) başlarında tektonik olayların yinelen­mesiyle ova yeniden çökmüştür. Yörede sonuncusu 30 Ekim 1983’te meydana gelen şiddetli depremlerin görülmesi, ovanın tek­tonik oluşumunun sürmekte olduğunu, ara­zinin hâlâ oturmadığını gösterir.

Yörenin başlıca tarım alanı olan Erzurum Ovasından Trabzon limanını İran’a bağla­yan yol ve Haydarpaşa-Kars demiryolu geçer

Erzurum Kongresi Ne Zaman Nerede Yapılmıştır Kısaca

Erzurum Kongresi, Türk Kurtuluş Sava- şı’nı tek merkezden yönetme amacına yönelik, ilk ulusal kongre (23 Temmuz-7 Ağustos 1919).

19 Mayıs 1919’da ordu müfettişliği un­vanıyla Samsun’a giden Mustafa Kemal (Atatürk), Amasya’ya geçerek “ulusal bir kongre toplanması” çağnsını içeren Amas­ya Tamimi’ni yayımladıktan sonra, 3 Tem- muz’da Erzurum’a vardı. Ama Anadolu’da giriştiği örgütlenme çabalan İstanbul’da bü­yük tepki yarattığından, haziran sonunda İstanbul Hükümeti’nce görevine son veril­di. Bu sırada Vilayat-ı Şarkiye Müdafaa-i Hukuk-ı Milliye Cemiyeti’nin Erzurum Şu­besi, bir süre önce yaptığı vilayet kongresin­de bölge çapında genel bir kongre toplama­nın zorunlu olduğu kararma varmıştı. Ör­güt, kongre öncesinde Mustafa Kemal’i Erzurum Şubesi başkanlığına, Hüseyin Ra­uf Bey’i de (Orbay) ikinci başkanlığa ge­tirdi.

Erzurum Kongresi, 23 Temmuz 1919’da Erzurum, Sivas, Bitlis, Van ve Trabzon’dan gelen 56 delegenin katılmasıyla toplandı. Mustafa Kemal ile Hüseyin Rauf Bey, istifa eden iki delegenin yerine seçilerek kongre­ye katıldı. Kurtuluş Savaşımın temel aşama­larından birini oluşturan ve 7 Ağustos’a değin çalışmalarını sürdüren Erzurum Kon­gresinde başlıca şu kararlar alındı: Bağım­sızlık, ancak ulusal güçleri harekete geçire­rek ve ulusal iradeyi egemen kılarak sağla­nabilir. İstanbul hükümetleri de “ulusal irade”nin denetimine girmeli, bu amaçla Heyet-i Mebusan bir an önce toplanmalıdır. Asıl amaç, Mondros Mütarekesi’nin imza­landığı tarihteki (30 Ekim 1918) sınırlar içinde vatanın bütünlüğünü sağlamaktır. Ulusal hakları savunmak için kurulan ör­gütler tek bir düzen altında ve işbirliği içinde çalışmalıdır. İtilaf Devletleri’nin Do­ğu Anadolu’yu ülke bütününden ayırmak amacıyla işgale kalkışmaları ve İstanbul hükümetlerinin de buna direnmemeleri du­rumunda, Doğu Anadolu’da hemen geçici bir yönetim oluşturulacaktır.

Kongre, çalışmalarının sonunda Heyet-i Temsiliye adı altında bir yürütme organı seçti ve başkanlığına Mustafa Kemal’i ge­tirdi

Erzurum-Kars Platosu Hangi Bölgededir Kısaca Bilgi

Erzurum-Kars Platosu, Doğu Anadolu Bölgesi’nin kuzeydoğusunda yüksek ve ha­fif dalgalı düzlük alan. Yapısında volkanik kayaçlar ağırlıktadır; büyük bölümü geniş bir lav örtüsüyle kaplıdır. Andezit ve bazalt gibi kayaçlann yer aldığı bu örtü Neojen (y. 26-2,5 milyon yıl önce) yaşlı lavlardan ve daha yeni püskürüklerden oluşmuştur.

Kuzeydoğuda Türkiye sınırlarından taşa­rak Güney Kafkasya’da devam eden plato­da yer yer dağ kütlelerine de rastlanır. Bunların en önemlileri Kars ve Erzurum kentlerini birbirine bağlayan çizginin kuzey­batısında, güneybatı-kuzeydoğu doğrultu­sunda izlenebilen Dumlu Dağı (3.169 m), Kargapazarı Dağı (3.048 m), Allahuekber Dağı (3.120 m), Kısır Dağıdır (3.197 m). Güneyde ise platoya egemen konumdaki Karasu-Aras Dağları bulunur. Daha doğu­da Araş Irmağıyla Arpaçay ve Kars Çayı vadileri arasında aşınımla basık hale gelmiş, geniş bir kubbe olan Yağlıca Dağı (2.961 m) yükselir. Bütün bu dağlar, 2.000-2.200 m yüksekliğindeki plato yüzeyi üzerinde yer aldıklarından fazla yüksek görünmezler.

Platoda bazı çukur alanlara da rastlanır. Bunların bir bölümü plato içinde akan suların oluşturduğu, Kars-Kağızman yolu üzerindeki Paslı Geçidi gibi boğazlardır. Yüksek düzlükler içine gömülmüş vadiler bazı kesimlerde geniş ovalar biçimini alır; bunların en önemlileri Erzurum ve Pasinler ovalarıdır. Deveboynu adı verilen bir sırt ile birbirlerinden ayrılmış olan bu ovalardan batıdaki Erzurum Ovasının tabanı 1.850 m’ye kadar iner ve ortasından Karasu Irma­ğı geçer. Araş Irmağına su veren doğudaki Pasinler Ovasının yüksekliği 1.650 m’dir. Araş Irmağının doğu kesiminde vadi boyun­ca bazı küçük ovalar görülür. Daha sonra vadi tabanının birdenbire 800 m’ye kadar alçalmasıyla derin ve geniş İğdır Ovasına (Sürmeli Çukur) girilir. Bütün bu ovalar, tabanlarını oluşturan ince alüvyonlu top­raklar ve şiddetli soğukları kesen çevrele­rindeki yükseklikler nedeniyle, platonun yerleşmeye en elverişli alanlarıdır. Yörenin önemli kentleri de bu ovalarda kurulmuş­tur. Yer kırıkları henüz tümüyle yerine oturmadığından, ovalar zaman zaman dep­remlerle sarsılır. Yukarı Kura çığırı çevre­sinde çukurlaşarak volkanik tabanlı geniş bir çanak oluşturan daha az engebeli kesime Ardahan Platosu(*) adı verilir.

Kışların çok sert ve kuru geçtiği Erzurum- Kars Platosunda orman alt sının 2.000- 2.100 m, üst sınırı ise 2.600-2.800 m’den geçer. Bu iki doğal sınır arasında seyrek ormanlık alanlar vardır. Şiddetli ve sürekli kışa dayanıklı, fazla nem istemeyen sarı çamlar, Sarıkamış ormanlarında olduğu gibi yer yer topluluklar oluşturur.

Yörede geçim özellikle büyükbaş hayvan­cılığa dayanır. Tarım platonun yüksek ke­simlerinde çeşitliliğini kaybeder. Buralarda hiç meyve yetişmez; sebzelerden ise yalnız­ca lahana ve şalgam gibi kış sebzeleri yetişir. Buna karşılık İğdır Ovası çeşitli meyveler ve hatta pamuk yetiştirmeye elve­rişlidir.

Erzurum-Kars Depremi Ne Zaman Olmuştur Kısaca

Erzurum-Kars depremi, 30 Ekim 1983’te, Erzurum ve çevresinde büyük hasa­ra ve önemli ölçüde can kaybına neden olan yersarsıntısı. Şiddeti Richter ölçeğine göre 7,1 olan bu depremde 1.400 kişi ölmüş, 537 kişi yaralanmış, 3.241 konut ağır, 3 bin konut orta ve 4 bin konut hafif hasar görmüş, 30 bini aşkın hayvan telef olmuş­tur. Makrosismik hasar değerlendirmeleri­ne göre depremin dış merkezi, Murat Dağı Kırlarkale Köyü çevresinde yer almıştır.

Erzurum-Kars depreminin oluştuğu alan Türkiye’nin birinci derecede tehlikeli dep­rem bölgesidir. Horasan-Narman ilçeleri arasındaki alanı kapsayan deprem bölgesi, çoğunlukla genç kırıklarla (fay) belirlenen alüvyon düzlükleriyle parçalanmış, yüksek­liği 1.750-2.500 m arasında değişen engebeli bir topografyaya sahiptir. Genellikle ayrış­mış olan volkanik kayaçlar ile zayıf tutturul­muş ya da hiç tutturulmamış kırıntılar, bölgede canlı yer kaymalarına elverişli zemi­ni oluşturur.

Kuzey Anadolu Kırık Kuşağı’mn kuzeyin­de yer alan bu bölgede özellikle kuzeydoğu- güneybatı ve kuzeybatı-güneydoğu gidişli doğrusal hatların varlığı göze çarpmaktadır. Deprem bölgesinde, depreme bağlı olarak boyları onlarca metreden birkaç kilometre­ye kadar değişen, genellikle kuzeydoğu- güneybatı gidişli, birbirleriyle bağlantısız aralıklı ve basamaklı çok sayıda yarık gelişmiştir.

 

Erzurum Hangi Bölgede Nüfusu Özellikleri Kısaca

Erzurum, topraklarının bir bölümü Kara­deniz Bölgesi, daha büyük bölümü Doğu Anadolu Bölgesi sınırları içinde kalan il ve il merkezi kent. Yüzölçümü 25.066 km2 olan Erzurum ili kuzeyde Rize ve Artvin, kuzeydoğuda Ardahan, doğuda Kars ve Ağrı, güneyde Muş ve Bingöl, batıda Erzin­can ve Bayburt illeriyle çevrilidir.

Doğal yapı. Türkiye’nin yüksek ve enge­beli bir kesiminde yer alan Erzurum toprak­larının büyük bölümünün yüksekliği 2.000 m’nin üzerindedir. Egemen yüzey şekilleri­ni genellikle doğu-batı doğrultulu dağlarla bu dağlar arasında uzanan çöküntü alanları oluşturur. İlin doğal sınırlarını kuzeyde Doğu Karadeniz Sıradağlarının)*) kıyı dağ­larından Rize Dağları, güneyde ise Bingöl Dağları çizer. Bu yüksek dağlar arasında kuzeyden güneye doğru birbirine koşut dağ dizileri yer alır. Doğu Karadeniz Sıradağla­rının iç sıralarını oluşturan Çoruh-Kelkit Dağlarına)*) bağlı Mescit Dağının)*) güne­yinde Karasu-Aras Dağları)*) uzanır. İlin en yüksek noktası Mescit Dağının 3.239 m’ye erişen doruğudur. Öteki önemli yük­seklikler kuzeyde Artvin sınırındaki Deve Dağı (3.202 m), Dumlu Dağı (3.169 m) ve Palandöken Dağıdır (3.176 m). Karasu- Aras Dağlarının doğu kesimindeki uzantısı sayılan Palandöken Dağı, Çoruh ile Karasu ve Araş havzalarının su bölümü çizgisini de oluşturur. İlin doğu kenanndaki yüksek düzlükler ise Erzurum-Kars Platosu(*) adıyla anılır. Bu yüksek dağ ve plato alanları arasında dağların uzanışına koşut olarak iki önemli çöküntü alanı yer alır. Rize Dağlan ile Mescit Dağı arasında uza­nan Çoruh-Kelkit Vadi Oluğu)*) ilin kuzey kesiminden geçer. Erzincan-Tercan-Erzu- rum-Pasinler-Iğdır çöküntü alanı dizisi için­deki Erzurum ve Pasinler ovaları ilin orta kesimini kaplar.

İl topraklarının önemli bir kesiminin sula­rını Çoruh, Karasu ve Araş ırmaklarıyla, bunların kollan toplar. İlin güneyindeki Hınıs yöresinin suları ise Murat Irmağı- na(*) katılır. Erzurum’dan çıkan sular üç ayrı havzaya yönelerek Karadeniz’e, Hazar Denizine ve Basra Körfezine akar. Mescit Dağının güney yamaçlarından doğan ve batıya doğru akan Çoruh Irmağının en önemli kolu Oltu Çayıdır. Gene aynı dağ­dan doğan ve Tortum Gölüne dökülen Tortum Çayı, gölden çıkışta Tortum Çağla­yanını oluşturur ve Oltu Çayına katılır. Üzerinde bir hidroelektrik santral bulunan çağlayan, aynı zamanda ilin başta gelen doğal güzelliklerindendir. Erzurum Ova­sının kuzeyindeki Dumlu ve Kargapazarı dağlarından inen suların oluşturduğu Ka­rasu Irmağı)*), ovayı suladıktan sonra il sınırlarının dışına çıkar. Araş ise Bingöl Dağlarının kuzey yamaçlarından doğar, Tekman Yaylasının sularını alarak Pasinler Ovasını suladıktan sonra il sınırlarını terk eder.

Erzurum-Kars Platosu ve Tekman Yaylası gibi yüksek düzlüklere oranla ova düzlükle­ri ilde az yer kaplar. Yüksek düzlük alanlar

 

geniş doğal otlaklardır ve hayvancılık bakı­mından büyük önem taşır. Erzurum, Pasin­ler ve Hınıs ovaları gibi alçak düzlükler ise bitkisel üretim açısından önemlidir. Erzu­rum dağlık bir yöre olmasına karşın, orman örtüsü bakımından oldukça yoksuldur. İlin güney kesiminde az miktarda meşe toplu­lukları vardır. Bitki örtüsünü genellikle step bitkileri oluşturur. Bahar aylarında stepleri kaplayan zengin çayırlar yazın kuruyup sararır. Dağlık yöreler av hayvanları açısın­dan zengindir; sularda ise alabalık ve yaym- balığına rastlanır.

Ekonomi. İl yeraltı kaynakları açısından oldukça zengindir, ama bunların hepsi işle- tilmemektedir. Şenkaya yakınlarında bakır­lı prit, Aşkale yakınlarında alçıtaşı, Pasinler yakınlarında perlit, Merkez ilçe yakınların­da tuğla ve kiremit hammaddesi, Aşkale, Çat, Tortum, Tekman, Hınıs, Narman ve Şenkaya’da tuz, Aşkale, İspir, Şenkaya, Oltu ve Pasinler’de linyit yatakları bulunur. Çeşitli biçimlerde işlenerek süs eşyası yapı­lan ünlü oltutaşı, Oltu ilçesinden çıkarılır. Ayrıca ilin pek çok yerinde, bazılarında tesis bulunan kaplıca ve madensuyu kay­nakları vardır.

Erzurum, ekonomik açıdan Türkiye’nin az gelişmiş illeri arasında yer almakla birlikte, ticaret yolları üzerindeki konumu ve hayvan alım satımındaki ağırlığıyla Doğu Anadolu Bölgesi’nin önemli bir merkezidir. İklim ve öteki doğal koşulların elverişliliği nedeniyle hayvancılık, halkın en önemli geçim kayna­ğı olagelmiştir. Daha 19. yüzyılda yurt- dışına sözü edilmeye değer miktarlarda hayvan ve hayvansal ürün satışı yapan Erzurum, İstanbul’un hayvansal ürün ge­reksinmesini karşılayan başlıca merkezler arasındaydı. 1939’da yöreye ulaşan demiryo­lunun ve 1950’lerden sonra gelişen karayolu ağının pazar ilişkilerini daha da genişletme­siyle, hayvan ve hayvan ürünlerinin topla­nıp dağıtıldığı önemli bir merkez durumuna geldi. Koyun yetiştiriciliği geleneksel yayla­cılık yöntemiyle yapılır ve en çok morkara- man soyu koyun yetiştirilir. Sığır besiciliği ise 1950’lerde, şeker fabrikasının açılmasın­dan sonra başlamış ve gelişmiştir. Uzun bir geçmişi olan at yetiştiriciliğinin Cumhuriyet sonrasındaki gelişimine, yöreye özgü bir spor olan cirit karşılaşmalarının canlı tutula­rak sürdürülmesinin katkısı olmuştur. Ta­vukçuluk ve arıcılık gibi geleneksel ekono­mik uğraşlar da yaygındır. İlde hayvan yetiştiriciliği daha çok canlı hayvan ticareti­ne ve ihracına yönelik olduğundan, hayvan­sal ürün imalatı, hayvan varlığına oranla düşüktür. Et, yağ, peynir ve yoğurt başlıca hayvansal ürünlerdir. Yapağı, kıl ve deri üretimi de önem taşır.

Bitkisel üretim hayvancılığa göre ikincil konumdadır. Ürün çeşitlenmesi az, modern girdi kullanımı da düşüktür. Hâlâ büyük ölçüde nadaslı kuru tarla tarımı yapılır. En önemli ürünler patates, yem bitkileri, buğ­day, şeker pancarı ve arpadır. Sebzecilik ve meyvecilik, Karadeniz Bölgesi’ne taşan ke­simde bulunan Çoruh Vadisinde ve ona açılan küçük vadilerde yoğunlaşmıştır. Ol­tu, Tortum, İspir ve Olur’da çeşitli kış sebzeleriyle armut, elma, dut ve kızılcık yetiştirilir. Tortum kızılcıklarından yöreye özgü kızılcık pestili yapılır.

İlin 1968’de kalkınmada öncelikli iller arasına alınmasına ve çeşitli özendirici ön­lemlere karşın, imalat sanayisi gelişmemiş­tir. Büyük ölçekli kuruluşların önemli bölü­mü kamuya aittir. Başlıca imalat dalları gıda, dokuma, metal eşya ve makine imalatı ile orman ürünleri sanayisidir. Erzurum kentindeki önemli kamu kuruluşları Et ve Balık Kurumu’nun et kombinası, Süt En­düstrisi Kurumu’nun (SEK) süt ürünleri fabrikası ve ayrıca şeker, ispirto ve yem fabrikalarıdır. Bunlardan başka özel kesime ait un fabrikaları, deri ve deri konfeksiyon, bitkisel yağ, linyit, biriket fabrikaları ile bütan gaz dolum tesisleri vardır. İlçelerdeki sanayi kuruluşları ise Aşkale’deki çimento, İspir’deki ayakkabı, Pasinler’deki tuğla ve kiremit fabrikalarıyla kaynak tuzlalarıdır. Oltutaşı işlemeciliği ve ev dokumacılığı gibi geleneksel el sanatlarının yanı sıra küçük sanayi de gelişmiştir. Tarım araçları ve çeşitli ev gereçleri üreten, oto onarım ve bakımıyla uğraşan, döküm ve torna işleri yapan işyerleri, mobilya ve doğrama atölye­leri yaygındır.

Tarih. Hasankale’de 1942’de yürütü­len ilk yüzey araştırmalarında obsidyen ve bazalttan yapılmış, Paleolitik Çağa ait aletler bulunmuştur. Daha sonra Ilıca’nın batısındaki Karaz Höyüğü’nde Kalkolitik ve İlk Tunç Çağı çanak çömleği ele geçirilmiş­tir. Erzurum’un 20 km güneybatısındaki Pulur Höyüğü’nde(*) yapılan kazılarda ise İÖ 4000’lere tarihlenen bir yerleşme ortaya çıkarılmıştır. Erzurum’un 15 km kuzeydo­ğusundaki Güzelova köyünde yapılan Tu- fanç kazısı buluntuları arasında yer alan, tabanı yuvarlak ağaçlarla döşeli ve kenarlan taştan yapılmış hayvan yemlikleri, yöre halkının İÖ 3000’lerde hayvancılıkla uğraş­tığını göstermektedir.

Erzurum’un yazılı tarihine ilişkin ilk belge­ler Hitit döneminden kalmadır. Boğazköy’ de(*) bulunan tabletlerde, yörenin uzun süre çeşitli savaşlara sahne olduğu be­lirtilir. Hitit kaynaklarında Azzi-Hayaşa ülkesi olarak geçen topraklar arasında yer alan yöre daha sonra Diavehi olarak adlan­dırıldı. Yöre İÖ 9. yüzyılda Urartu, ardın­dan Pers egemenliğine girdi. İÖ 4. yüzyılda yörede Ermeniler ve ayrıca Kürtlerin atası sayılan Karduklar yaşıyordu. İÖ 2. yüzyılda Romalılar ile Partlar, İS 3. yüzyılda ise Sasaniler ile BizanslIlar arasında çekişme konusu oldu. Yörede daha sonraları sırasıy­la Arap, Saltuklu, Anadolu Selçuklu, İlhan­lI ve Eretna Beyliği yönetimleri yaşandı. Timur’un, Karakoyunlularm, Akkoyunlu- ların, Safevilerin egemenliklerine giren yö­reyi, Mısır seferinden dönen I. Selim (Ya­vuz) 1517’de Osmanlı topraklarına kattı. Erzurum, Ruslarca ilk kez Temmuz 1829’da işgal edildi. İki ay sonra Edirne Antlaşması (14 Eylül 1829) uyarınca yöreden çekilen Ruslar, 1877-78 Osmanlı-Rus Savaşı sırasın­da ikinci kez Erzurum önlerine geldiler. Osmanlı tarihinde daha çok 93 Harbi olarak anılan bu savaşta Erzurum güçlü bir direniş­ten sonra düştü. Yedi ay süren işgal, Berlin Antlaşması’yla (13 Temmuz 1878) sona erdi. Şubat 1916’da üçüncü kez Erzurum’a giren Rus ordusu, Sovyet Devrimi sonrasın­da, Aralık 1917’de kentten çekildi; onların yerini Ermeniler aldı. 3 Mart 1918’de Brest- Litovsk’ta yapılan antlaşmayla yeniden Os­manlI topraklarına katılan Erzurum, Kurtu­luş Savaşı’nda önemli bir rol oynadı. Ya­bancı işgaline karşı direnme ve ülke bütün­lüğünü savunma kararı Erzurum Kongre- si’nde(*) alındı.

Kentin yapısı. Kent eskiden Karnoi, Karin, Karin tis adlarıyla anılırdı 5. yüzyılda bunun yerine kurulan kente Bizans impara­toru II. Theodosios’un anısına Theodosio- polis adı verildi. Kent, Sasani saldırılarına direndi. 7. yüzyılda Arap ordularınca ele geçirildi. Yöredeki Arap-Bizans çekişmesi uzun süre devam etti. Theodosiopolis ya­kınlarındaki açık bir ticaret kenti olan Arzen’i, 11. yüzyıl ortalarında doğudan gelen Türkmenler ele geçirdi. Türkmenler- den kaçan Arzen halkının sığındığı Theodo- siopolis’in bundan sonra Erzen-i Rum, Ar- zırum, Erz-Rum gibi adlarla anıldığı ve bu adların zamanla Erzurum’a dönüştüğü sanı­lır. Erzurum kenti, ilin ortasında, Erzurum Ovasının güneydoğu kenarında ve Palandö­ken Dağı eteklerinde yer alır. 1830’lara değin surlarla çevrili olmasına karşın, bu tarihten sonra surlar yıkılmaya, evler de sur dışına taşmaya başlamıştır.

19. yüzyılın ikinci yarısında dış surlar tümüyle ortadan kalkmıştır. Demiryolu güneybatı-kuzeydo- ğu doğrultusunda kentin kuzeyinden, bir yay çizen Aşkale-Horasan karayolu da gü­neyinden geçer. Batıda Atatürk Üniversite- si’yle, güneydoğuda askeri alanlarla sınırla­nan kent, zamanla karayolunun kuzeyinde, batıya doğru gelişmiştir.

1957’de kurulmuş olan Atatürk Universite- si’nin Erzurum’daki fakülte ve yüksekokul­larından başka Ağn, Erzincan ve Kars’ta da birimleri vardır. Kentte Göğüs Hastalıkları, Verem, Numune, SSK Erzurum Bölge ve Atatürk Üniversitesi hastaneleri ile kentin ilk hastanesi olan Mareşal Çakmak Askeri Hastanesi vardır.

Eskiden beri önem taşıyan Trabzon-İran yolu, Trabzon limanından başlayıp Zigana ve Kop geçitlerini aşarak gelir; Erzincan kentinden gelen karayoluyla Aşkale’de ke­siştikten sonra Erzurum kentinden ge­çer ve Ağrı ilindeki Gürbulak sınır kapısın­dan İran’a girer. Erzurum’un önemli kent­lerle havayolu bağlantısı da bulunmaktadır. Haydarpaşa-Kars demiryolu kentten geçer.

Tarihsel yapılar. Her dönemde canlı bir merkez olan, bir dönem Saltuklulara baş­kentlik de yapan Erzurum’da zengin bir tarihsel yapılar topluluğu vardır. Bu yapıla­rın çoğu yıkılmıştır ama, ayakta kalanlar yöre kültürünün zenginliğini göstermeye yeter. 5. yüzyılda, Bizans imparatoru II. Theodosios zamanında yapılan kalenin dış ve orta surları bugün yıkıntı durumundadır. Kalenin avlusunda tuğla tonozlu bir hamam ve sundurma, çevresinde ise toprak damlı odalar, koğuşlar ve depolar vardır. İç kalenin güneyindeki Kale Mescidi’ni 12. yüzyılda İzzeddin Saltuk’un yaptırdığı bili­nir. Mescidin yanında gene bir Saltuklu yapısı olan Tepsi Minare(*) (Saat Kulesi) bulunur.

12. yüzyılda yapılan, daha son­raki yüzyıllarda onarıldığına ilişkin ya­zıtları bulunan Erzurum Ulucamisi(*), Lala Mustafa Paşa’nın yaptırdığı bilinen Lala Paşa Camisi ve Kuyucu Murad Paşa’nın yaptırdığı Murad Paşa Camisi tarihsel değe­ri olan birçok önemli camiden yalnızca birkaçıdır. Öteki Osmanlı dönemi camileri ise Gürcü Kapısı (Ali Ağa), Boyahane, Caferiye, Kurşunlu (Feyziye), Pervizoğlu, Derviş Ağa, Gümrük, Bakırcı, Narmanlı, İbrahim Paşa, Şeyhler, Cennetzade ve Esad Paşa camileridir. Medreselerin en ünlüleri
ise Hatuniye Medresesi olarak da bilinen Çifte Minareli Medrese(*) ve Yakutiye Medresesi’dir(*). Ahmediye, Kurşunlu, Pervizoğlu ve Şeyhler medreseleri de Os­manlI dönemine ait önemli yapılardır. Anadolu’nun en eski kümbetlerinden biri olan, 12. yüzyıl yapısı Emir Saltuk Kümbeti, Çifte Minareli Medrese’nin güneyin­deki üç kümbetin en büyüğüdür. Öteki önemli kümbetler Karanlık Kümbet, Gü­müşlü Kümbet, Cimcime Sultan ve Rabia Hatun kümbetleridir. Rüstem Paşa’nın 16. yüzyılda yaptırdığı ve Taşhan adıyla da bilinen Rüstem Paşa Kervansarayı, dönemi­nin önemli yapılarındandır. Kentte ayrıca çok sayıda türbe, hamam, han ve çeşme vardır. 1942’de Çifte Minareli Medrese’de açılan ve 1968’de kendi binasına taşman Erzurum Arkeoloji Müzesi’nde Paleolitik Çağdan yakın dönemlere değin tarihlenen yaklaşık 10 bin buluntu sergilenmektedir.

 

Erzincan Ovası Hakkında Kısaca Bilgi

Erzincan Ovası, Doğu Anadolu Bölgesi’ nin kuzey kesiminde elips biçimli ova. Yüksekliği 1.200-1.250 m arasında değişir. Kuzeyde Esence (Keşiş) Dağı, kuzeybatıda Çimen Dağı, güneyde ise boydan boya Munzur Dağlarıyla çevrilidir. Uzunluğu 50 km, genişliği 17-18 km’dir; yaklaşık 550 km2’lik bir alanı kaplar. Fırat Irmağının iki önemli kolundan Karasu ovaya doğudaki Sansa Boğazından girer ve batıdaki Kemah Boğazından çıkar.

Neojen Bölüm (y. 26-2,5 milyon yıl önce) sonlarındaki bazı tektonik hareketler sonu­cunda Esence Dağı ile Munzur Dağlan yükselirken Erzincan Ovası çökmüş ve böy­lece aradaki yükselti farkı 2.000 m’yi aşmış­tır. Bu nedenle Erzincan Ovası graben, Esence ve Munzur dağlan ise horst özelliği gösterir. Ovanın kenarlarındaki kırık hatları da bu oluşumu yansıtır. Kuvaterner (Dör­düncü) Dönemde (y. 2,5 milyon yıl öncesin­den günümüze) görülen şiddetli yer hare­ketlerinin günümüzde de sürmesi, ovanın tektonik gelişiminin henüz tamamlanmadı­ğını gösterir.

Erzincan Ovasında oldukça yeni olan jeo­morfolojik şekillerden biri de, kuzeydoğu­sundaki küçük yanardağ konileridir. Ande­zitlerden oluşan ve sayıları 10’u bulan bu irili ufaklı koniler bir kırık çizgisi boyunca sıralanır. Üzümlü (eskiden Cimin) çevresin­de bulunan bu konilerin en yükseği ova tabanından 250 m kadar yüksekliktedir; ötekilerin ova tabanından yüksekliği ise 80-100 m arasında değişir. Kırık çizgisi üzerinde kaplıca ve madensuyu kaynakları da bulunur.

Erzincan Ovasında alüvyon örtüsü çok kalın olduğundan yeraltı suları derinlerde­dir. Bu durum tarıma elverişli olan ovada bitkisel üretimi olumsuz yönde etkiler. Top­rak nemi kolay sağlanamadığından, tahıl tarlalarının sulanması gerekir. Ovanın orta­sı tahıl ve şeker pancarı ekimine ayrılmış, çevresindeki dağ etekleri ise meyve bahçe­leriyle kuşatılmıştır. Ova kenarındaki yeşil şeritte bulunan köyler yazlık yerleşme işle­vini görür.

Erzincan Depremi Ne Zaman Olmuştur Kısaca Bilgi

Erzincan depremi, 26-27 Aralık 1939’da Erzincan’da oluşan çok şiddetli yer sarsıntı­sı. Şiddeti Richter ölçeğine göre 8 olan deprem sonucunda toplam 32.962 kişi öl­müş, yaklaşık 100 bin kişi yaralanmış ve 116.720 bina yıkılmıştır. Dünyanın büyük depremleri arasında sayılan bu deprem Türkiye’nin en ciddi deprem felaketlerin­den biridir.

Konumu 39°80′ kuzey enlemi ve 39°51′ doğu boylamı, odak derinliği 20 km olan depremin etkilediği alan doğuda Erzincan Ovasından batıda Kelkit Vadisine kadar uzanır. Hasara uğramış bölgelerin uzunluğu 400 km (Erzincan’ın doğusundan Amasya’ ya kadar), genişliği ise (güneyde Sivas’tan kuzeyde Karadeniz’e kadar) 200 km’dir. Bu depremde Erzincan’dan Kelkit Vadisini iz­leyerek Niksar’a kadar uzanan yaklaşık 350 km’lik bir kırık sistemi oluşmuştur. Kırıklar boyunca 1 m’lik düşey (atım) ve 4 m’lik yatay hareketler görülmüştür.

Bu geniş alanı sarsmış olan 35 deprem merkezi yaklaşık doğu-batı doğrultusunda dizilmiş başlıca dört sarsıntı çizgisi üzerinde etkinlik göstermiştir. Bunlar, Yukarı Ye- şilırmak çizgisi, Kelkit-Deliçay çizgisi, Yaylalar ve Orta Yeşilırmak çizgisi ve kıyı çizgisidir. Bu çizgilerin hepsi de kırıklara karşılık gelmektedir. Kelkit Irmağı kırığı, Reşadiye’de doğu-güneydoğu ve batı-kuzey- batı doğrultusunda alçalmış ve yükselmiş, böylece iki blok arasında 380 cm’lik bir düzey farkı doğmuştur. Deprem sırasında kıyı çizgisi Çarşamba ilçesinin kuzeyi ile Giresun arasında 15-100 m kadar geri çekil­miş ve Fatsa’da da bir deprem dalgası oluşmuştur.

Türkiye’nin birinci derece deprem bölge­sinde bulunan. Erzincan, Kuzey Anadolu deprem kuşağının çok etkin bir bölümü olan Erzincan Ovası içindedir. Tarihi belge­lere göre Erzincan son bin yılda 11 kez tümüyle yıkıma uğramıştır.

Yerleşmenin bulunduğu zemin, akarsu çökellerinden oluşmuştur. Bu malzeme ken­tin yukarı kesimlerinde konglomeralaşmış- tır. Orta bölümlerde birbirini izleyen çakıl ve kum katmanlarına rastlanır. Bu katman­lar oldukça yerleşmiş ve sıkı yapılıdır. 1939 depreminden sonra yerleşim alanı dışında bırakılmış olan eski şehrin zemini, kalın bir tarihi enkaz örtüsüyle kaplı yerleşmemiş akarsu birikintilerinden oluşmuştur.

Erzincan’da 13 Mart 1992’de oluşan ve şiddeti Richter ölçeğine göre 6,8 olan dep­remin konumu 39° 70′ kuzey enlemi ve 39° 57′ doğu boylamı, odak derinliği ise 28 kilometreydi. Depremde 486 kişi ölmüş, 2.800 kişi yaralanmıştır. Erzincan’da hasar gören bina sayısı ise 28.000 dolayındadır.

Erzincan Hangi Bölgede Nüfusu Özellikleri Kısaca

Erzincan, topraklarının küçük bir bölümü Karadeniz Bölgesi, daha büyük bölümü Doğu Anadolu Bölgesi sınırları içinde kalan il ve il merkezi kent. Yüzölçümü 11.903 km2 olan Erzincan ili kuzeyde Giresun ve Gü­müşhane, kuzeydoğuda Bayburt, doğuda Erzurum, güneydoğuda Bingöl, güneyde Tunceli, güneybatıda Elazığ ve Malatya, batı ve kuzeybatıda da Sivas illeriyle çevri­lidir.

Doğal yapı. İlin yüzey şekillerini dağlar ve platolar belirler. İl alanının yaklaşık üçte ikisini kaplayan dağlar, genellikle doğu-batı doğrultusunda uzanır. Bunlar oluşum bakı­mından genç olmakla birlikte, seyrek bitki örtüsü ve erozyon nedeniyle aşınmış olduk­larından yaşlı bir görünüm taşırlar. İlin en yüksek noktası Erzincan kentinin kuzeydo­ğusundaki Esence DağındaÇ) bulunan Ke­şiş Tepesidir (3.549 m). Akarsularla parça­lanmış dağ sıraları arasında ovalar ve dalgalı platolar bulunur. İlin en önemli düzlüğü olan Erzincan Ovası, Doğu Anadolu Bölge- si’nin kuzeyindeki tektonik kökenli çöküntü alanı dizisinin batıdaki ilk ovasıdır. Doğuda Sansa Boğazıyla Tercan Ovasına bağlanır. Munzur Dağlarının yüksek kesimlerinde geniş yaylalar yer alır.

İl topraklarının Refahiye dışındaki kesimi­nin sularım Karasu Irmağı(*) toplar. Ku­zeybatı kesimindeki Refahiye yöresinin su­ları ise Çukurdere’nin katıldığı Kelkit Irma- ğı(*) aracılığıyla Karadeniz’e gider. Öteki akarsular genellikle ilkbaharda taşıp yazın kuruyan, sel nitelikli küçük çay ve dereler­dir. Karasu’nun kollarından olan Tuzla Suyu üzerinde, sulama ve enerji üretme amaçlı Tercan Barajı kurulmuştur.

Ekonomi. Erzincan, Türkiye’nin ekono­mik bakımdan yeterli ölçüde gelişememiş illerinden biridir. Maden ve su kaynakları­
nın yeterince değerlendirilememesi, ticari tarım ürünlerinin sınırlılığı ve pazar ilişkile­rinin kısıtlı yapısı sosyoekonomik gelişme­nin önündeki başlıca engellerdir. Bu arada binlerce insanın ölümüne ve çok sayıda yerleşmenin tümüyle yıkılmasına neden olan 1939’daki deprem, ekonomiyi bir süre durma noktasına getirmiş ve yoğun dış göçlere yol açmıştır. 1992 Erzincan depre­minde daha küçük çapta da olsa benzer sonuçlar görülmüştür.

İldeki temel ekonomik etkinlik tarımdır. Ovalık ve alçak kesimlerde bitkisel, yüksek ve engebeli yörelerde ise hayvansal üretim önem kazanır. En çok yetiştirilen tarla ürünleri şeker pancarı, buğday, arpa, patates, domates, soğan, elma ve yem bitkileridir. Sebzecilik ve meyvecilik, sula­manın yapılabildiği Erzincan Ovasın­da yoğunlaşmıştır. Dutluklar ilde geniş yer tutar. Çekirdeksiz dut adıyla anılan küçük dutlardan pekmez ve pestil yapılır. İliç, Kemaliye ve Kemah yöresinde toplanıp kurutulan dutlar büyük kentlere satılır. Yüksek kesimlerde ek gelir sağlamak ama­cıyla yapılan hayvancılık küçük çaplıdır. Koyun ve kıl keçisi gibi küçükbaş hayvanlar geleneksel meracılık yöntemiyle yetiştirilir. Sığır besiciliği ise sulanabilen ovalık alanlar­da ve yerleşme yerleri çevresinde yaygındır. Merkez ilçedeki et kombinası, şeker ve süt fabrikaları sığır besiciliğinin gelişmesini sağ­lamıştır. İlin tulumpeyniri ve balı ünlüdür. 1950’lerde başlayan kamu yatırımlarına ve Erzincan’ın 1968’de kalkınmada birinci de­recede öncelikli iller kapsamına alınmasına karşın, temelde tarım ürünlerine dayanan
imalat sanayisi gelişmemiştir. İldeki başlıca sanayi kuruluşları Erzincan kentinde bulu­nan Sümerbank’a ait pamuklu sanayi fabri­kası, Erzincan Şeker Fabrikası ve bu fabri­kaya bağlı makine fabrikası, Et ve Balık Kurumu’na ait et kombinası ve soğuk hava deposu. Süt Endüstrisi Kurumu’nun süt ürünleri işletmesi ve Sümerbank Tercan Ayakkabı Fabrikası’dır. Özel kesim işyerle­ri daha çok küçük sanayiye yönelik üretim yapar, turistik amaçlı bakır eşya, alümin­yum ve plastik ev eşyaları, orman ürünleri, dokuma ve gıda dallarında çalışan çok sayıda küçük işyeri vardır. Geleneksel halı ve kilim dokumacılığı da varlığını sürdür­mektedir.

İlin çeşitli yörelerinde bulunan zengin maden kaynaklarının pek azı işletilmekte­dir. İliç ve Kemaliye’de demir, Tercan’da manganez ve krom, İliç’te asbest, Çayırlı ve Refahiye’de magnezit, Kemaliye ve Refahi­ye’de linyit, Erzincan-Mollaköy’de perlit yatakları bulunmaktadır. Ayrıca büyük bö­lümünde mevsimlik üretim yapılan kaynak tuzlaları, Erzincan kenti yakınlarındaki Ek- şisu ve Böğert’te de kaplıca ve madensuyu kaynaklan vardır.

Tarih. Erzincan kentinin 20 km doğusun­daki Altmtepe’de(*) ve Küçüktepe Höyü- ğü’nde yapılan araştırma kazılarında ele geçirilen buluntular yörede İlk Tunç Çağma (İÖ 3500-2000) tarihlenen yerleşmeler oldu­ğunu ortaya koymuştur. Altmtepe’deki İlk Tunç Çağı yerleşmesinin üstünde bir Urar- tu yerleşmesi vardır. Urartu kültürünün önemli merkezlerinden biri olan bu yerleş­mede kale, saray ve tapınak kalıntılanna rastlanmıştır. İÖ 10. yüzyıldan sonra Urar- tulann yaşadığı yöre, IÖ 6. yüzyılda Med ve Pers, daha sonra da Makedonya ve Selev- kos yönetimine girdi. İÖ 2. ve 1. yüzyıllarda Roma, Pontus ve Part yönetimleri arasında­ki çekişmelere şahne oldu; İS 55’te Roma’ ya bağlandı. İS 3. yüzyılda Sasanilerin denetimine girdi. 11. yüzyılda yöreye Men- gücekler egemen oldu. Bunu İlhanlı ve Eretna Beyliği yönetimleri izledi. 14. yüzyıl sonunda yöreyi ele geçiren Mutahharten, Osmanh ve Timur baskısına karşın bağımsız yönetimini sürdürdü. Bir süre Akkoyunlu yönetiminde kalan yöre, 1473 Otlukbeli Savaşı’ndan sonra II. Mehmed (Fatih) tara­fından Osmanh topraklama katıldı. 16. yüzyılın başında bir süre Safevilerin yöneti­mine girdiyse de, 1514’te yeniden OsmanlI­ların eline geçti. 19. yüzyıl sonlarında Erzu­rum vilayetine bağlı bir sancak olan Erzin­can, I. Dünya Savaşı sırasında Rusların, onların çekilmesinden sonra da Ermenilerin işgali altında kaldı (1916-18).

Kentin yapısı. Kuruluşuna ilişkin kesin bilgiler bulunmayan kentin bilinen en eski adı, Asur kaynaklarında geçen Zuhma’dır
(Suhma). Burada kurulmuş olan Eriza ken­tinin Selçuklular tarafından Arzingan ya da Erzingan olarak anıldığı ve zamanla Erzin­can adının yerleştiği kabul edilmektedir. Erzincan kenti Karasu Irmağı kenarında, önemli kara ve demir yollarının üzerinde yer alır. Türkiye’nin en etkin tektonik alanlarından birinde bulunduğundan, en önemlileri 1047, 1457, 1583, 1666, 1784, 1888 ve 1930’da gerçekleşen çeşitli deprem­lerle birçok kez yıkılmıştır. 26-27 Aralık 1939 gecesindeki depremde yalnızca kentte 9 binden çok insan yaşamını yitirmiş, 6 bini aşkın bina tümüyle yıkılmıştır. Depremden önce demiryolunun güneyinde bulunan, de­niz düzeyinden 1.165 m yükseklikteki ken­tin terk edilmesi üzerine demiryolunun ku­zeyinde kurulan geçici yerleşme, 1950’lerde bugünkü yerine taşınmıştır. 1963’ten sonra gelişerek Erzincan Ovasının kuzey kenarına dayanan ve deniz düzeyinden yüksekliği 1.200-1.250 m arasında değişen bugünkü kentin kuzeyinde askeri alanlar bulunmak­tadır. 13 Mart 1992’de oluşan ve şiddeti Richter ölçeğine göre 6,8 olan depremde gene yıkıma uğrayan kentte 486 kişi yaşamı­nı yitirdi, 2.800 kişi yaralandı.

Kentte bir devlet ve bir SSK hastanesi­nin yanı sıra özel sektöre ve orduya ait iki hastane daha vardır. Erzincan’daki yüksek­öğretim kurumlan Atatürk Üniversitesi’ ne bağlı Erzincan Hukuk Fakültesi, Erzin­can Eğitim Yüksekokulu, Erzincan Meslek Yüksekokulu’dur.

Tarihsel yapılar. Yeni kentte tarihsel yapı yoktur. Deprem nedeniyle tarihsel dokusu büyük zarar görmüş olan eski kentteki 13. yüzyıl yapısı olduğu sanılan ve üst bölümü yıkılmış olan kümbet, Akkoyunlulardan ve Karakoyunlulardan kalma koç biçimli me­zar anıtlan, 1471 tarihli Bey Hamamı’yla 1548 tarihli Çadırcı Hamamı’dır. Erzincan Kalesi ise yıkıntı durumundadır. İlçelerdeki önemli tarihsel yapılar Kemah’taki Melik Gazi Kümbeti ve Tercan’daki Mama Hatun Kümbeti’dir

Erzincan Belediyesi Cumhuriyet’ten önce kurulmuştur. Nüfus (1990) il, 299.251; kent, 91.772.

Erzin İçmeleri Nelerdir Kısaca Bilgi

Erzin, Akdeniz Bölgesi’nde, Hatay iline bağlı ilçe ve ilçe merkezi kent. Eskiden Dörtyol’a bağlı bir bucak olan Yeşilkent, 19 Haziran 1987 tarihli ve 3392 sayılı yasayla adı Erzin biçiminde değiştirilerek ilçe yapıl­mıştır. kaynakları. Başlamış köyü yakınlarında iki ayrı çeşmeden akan Erzin içmesi, çok az tuzlu ve hafif acı olan bikarbonatlı ve karbon dioksitli bir sudur. Debisi 0,2 It/sn ve sıcaklığı 24°C’dir. İçimi kolay olan madensuyunun karaciğer, safrakesesi, mide, bağırsak ve pankreas üzerinde olumlu etki­leri olduğuna inanılır.

İçmeye 4,5 km kadar uzaklıkta yer alan Erzin Ilıcası’nın suyu içmeyle benzer niteliktedir. Demir ve bro- mür içerir. Debisi 0,5 lt/sn, sıcaklığı ise 30°C’dir. Bu kaynak hem içme olarak, hem de banyo olarak kullanılır. Erzin İçme ve Ilıcası’nda çeşitli konaklama ve hizmet te­sisleri vardır.