Dağcılık Nedir Nasıl Yapılır

Dağcılık hakkında kısaca bilgi

dağcılık, dağlık bölgelerde ulaşılması zor yüksekliklere tırmanmayı ya da ulaşmayı amaçlayan spor. Daha çok zevk için yapılan dağcılık, bu konuda eğitim görmemiş olan­lar için tehlikeli bir uğraştır. Dağcılık teri­mi, geniş anlamda, ulaşılması çok zor olmayan alçak tepelere yürüyerek tırman­ma için de kullanılmakla birlikte, gerçek anlamda belirli bir deneyimi gerektiren, arazi ve hava koşullarının son derece ağır olduğu yerlere tırmanmayı kapsar. Kaya, buz ve kar tırmanışları ve bir ölçüde de yüksek dağlarda yapılan kayak, dağcılığın tipik örnekleridir. Dağcılığın öbür açık hava sporlarından farkı, bu sporu yapanların amaca ulaşmak için büyük ölçüde kendi güç, dayanıklılık ve karar verme becerileri­ne dayanmaları ve hiçbir yapay spor alanına gerek duymamalarıdır. Dağcının mücadele alanı, bütün engelleriyle birlikte karşısına dikilen doğadır. Bununla birlikte dağcılık öteki birçok spora göre daha büyük bir ekip çalışması gerektirir. Ekipteki her dağcı her aşamada, hem arkadaşlarını desteklemek, hem onlar tarafından desteklenmek zorun­dadır.

Tarihçe. Çağdaş anlamda dağcılık sporu, Cenevreli genç bilim adamı Horace-Bene- dict de Saussure’ün 1760’ta Chamonix’ye yaptığı gezi sırasında Mont Blanc’ı (4.807 m) görerek bu doruğa tırmanmaya ya da tırmanılmasını sağlamaya karar vermesiyle başladı. İlk çıkış için koyduğu para ödülü, ancak 26 yıl sonra, 1786’da Çhamonix’li doktor Michel-Gabriel Paccard ve yüklerini taşıyan Jacques Balmak’ın gerçekleştirdiği tırmanışla sahibini buldu. Bir yıl sonra Saussure de, Mont Blanc’a tırmanmayı başardı. 1850’den sonra İngiliz dağcılar, İsviçreli. İtalyan ve Fransız rehberlerle İsviçre’nin yüksek doruklarına birbiri ardı şıra tırmanışlar yaptılar. 14 Temmuz 1865’te İngiliz sanatçı Edvvard Whymper’in öncülü­ğünde gösterişli bir biçimde gerçekleştirilen Matterhorn (4.478 m) çıkışı dağcılığın gelişi­mindeki dönüm noklarından biri oldu. 19. yüzyılın ortalarında, İsviçreliler dağcılığın saygın bir spor olarak İcabul edilmesine katkıda bulunan bir dağ rehberleri birliği oluşturdu ve Orta Avrupa’daki dorukların yolları bir bir açılmaya başladı.

1870’e gelindiğinde Alpler’in bütün önemli doruklarına tırmanılmıştı. 19. yüzyıl sonları­na doğru Avrupalı dağcıların ilgisi Güney Amerika’daki Andlar’a, Kuzey Amerika’ daki Kayalık Dağlara, Kafkas Dağlarına, Afrika’daki doruklara ve sonunda Himala- yalar’a yöneldi. 1897’de Andlar’ın en yük­sek doruğu olan Aconcagua’ya (6.959 m), 1898’de Kayalık Dağlarda Grand Teton’a (4.190 m) tırmanıldı. İtalyan Abruzzi dükü Luigi Amedeo Guiseppe 1897’de Alaska- Kanada sınırındaki St. Elias Dağına (5.489 m) ve 1906’da Doğu Afrika’da Ruwenzori Sıradağlarındaki Margherita Doruğuna (5.109 m) başarıyla ulaştı. 1913’te Amerika­lı Hudson Stuck Alaska’da, Kuzey Ameri­ka’nın en yüksek doruğu olan McKinley’e (6.194 m) tırmandı.

  1. yüzyılda dağcılığın uluslararası niteliği de ortaya çıkmaya başladı. Giderek daha fazla Avusturyalı, Çinli, İngiliz, Fransız^, Alman, Hintli, İtalyan, Japon ve Sovyet

 

dağcı, dünyanın en geniş dağcılık alanı olan Himalayalar’la ilgilenmeye başladı. I. Dün­ya Savaşı’ndan sonra İngiliz dağcılar Eve- rest’in doruğuna tırmanmayı kendilerine amaç edindiler. Bu arada öteki ülkelerden dağcılar Himalayalar’daki öbür doruklara başarılı çıkışlar yaptılar. SSCB’den bir ekip 1933’te günümüzde “Komünizm Doruğu” olarak bilinen Stalin Doruğuna (7.495 m) tırmandı. 1936’da bir Alman ekibi Siniölc- hu’ya (6.888 m), bir İngiliz grubu Nanda Devi’ye (7.817 m) başarılı çıkışlar gerçek­leştirdiler. II. Dünya Savaşı belirgin bir duraklamaya yol açtı. 1940-47 arasında, dağcılık çevrelerinin güvenilir dergisi The Alpine Journal’m sayfalarında hiçbir “ilk çıkış” haberi yer almadı. Savaş sonrası ilk “ilk çıkış” 1947’de Rene Dittert önderliğin­de bir Fransız ekip tarafından Satopanth’ta (7.075 m) gerçekleştirildi.

Fransızlar Haziran 1950’de Annapurna I’e (8.091 m), Almanlar ile Avusturyalılar 1953’te Nanga Parbat’a (8.138 m), İtalyan­lar 1954’te K2’ye (8.611 m), İngilizler 1955’te Kançencunga’ya (8.586 m), İsviç­reliler 1956’da Lhotse’ye (8.516 m) tırman­dılar. Bütün bunların ötesinde Yeni Zelan­dalı Edmund Hillary ve Şerpa rehber Ten- zing Norgay’ın 29 Mayıs 1953’te dünyanın en yüksek tepesi Everest’e (8.848 m) ulaş­maları dağcılığın doruk noktası oldu. Albay John Hunt’un önderliğindeki bu tırmanış 30 yıl içinde yapılan sekizinci denemeydi; ayrı­ca üç de araştırma gezisi düzenlenmişti. Mavıs 1955’te bir Fransız ekibi ve Şerpa rehber, Makalu I Doruğuna (8.463 m)

çıkmayı başardı. Daha önce de belirtildiği gibi, dünyanın en zor tırmanılan dorukla­rından biri olarak kabul edilen Kançencun­ga’ya (8.586 m) 1955’te Charles Evans öncülüğünde bir İngiliz ekip tırmandı. Ama Sıkkım hükümetinin isteği üzerine kutsal doruğun hemen yakınında durdu.

1960’larda dağcılık sporunda bazı yenilik­ler görüldü. Alpler’in altın çağında olduğu gibi bir kez çıkılan doruklara yeniden tırmanışlarda daha zor yollar arandı. Tırma- nılması olanaksız görülen kaya duvarlara ileri tırmanış teknikleriyle ve özel çiviler kullanarak çıkılmaya başladı. Düz yüzeyli yüksek granit duvarlarda günler, haftalar süren tırmanışlar yapıldı. 1970’te Amerikalı dağcılar Sierra Nevada’daki masif granit El Capitan’ın 914 m’lik dik güneydoğu duvarı­na 27 günde tırmandılar.

Yöntemler. Deneyimli bir dağcının, bu sporun üç kategorisini oluşturan yürüyüş, kaya tırmanışı, kar ve buz tekniklerinde yetkin olması gerekirse de, bunların her biri oldukça farklıdır. Bu nedenle dağcıların bu kategorilerin tümünde aynı derecede yetkin olması zordur. İyi bir tırmanışçı kendi fiziksel ve zihinsel yeteneğine ve amacına uygun bir dengeyi kurabilmelidir.

Her türlü tırmanışın temeli yürüyüştür; çünkü eninde sonunda tırmanış, bir ayağın öbür ayağın önüne atılması ve bu hareketin sürekli yinelenmesinden oluşur. En yorucu saatler, alçak yamaçlardaki yavaş ve uzun süren tırmanışlarda ya da gün doğumundan önceki sıkıcı buzul geçişlerinde yaşanır. Eğitim sırasında disiplinin gereğini iyi kav­ramamış bir dağcı, başarının ve yükseklerin zevkinden yoksun kalır.

Kaya tırmanışının esasları önce küçük kayalıklarda çalışarak öğrenilir. Buralarda takım çalışmasının ve ip kullanımının ince­likleri kavranır; ayrıca eşgüdümlü bir dene­tim ve zamanlama üzerinde çalışılır. İp, sikke (bir ucunda delik ya da halka olan, uygun kaya çatlaklarına ya da buza çakıiabi- len metal çivi; piton olarak da bilinir) ve karabin (sikkeye takılabilen ve içinden ipin geçirildiği bir kenarı açılabilir yaylı halka) başlıca güvenlik gereçleridir. Duvar tırmanışlarıııda iple güvenlik önlemi alınır. Tır­manıcı yükselerek sikkeyi uygun bir yere çakar ve güvenlik ipini de karabinden geçirir ve bu işlemi yineleyerek yükselir. Sikkeler çeşitli boylarda ve biçimlerde ola-bilir. Tırmanıcı, bulunduğu noktadaki çatla­ğa en uygununu çakar. Çıkış sırasında sikkelerden basamak ya da tutamak olarak da yararlanılır.

Kaya tırmanıcılarının çoğu için asıl önemli olan eller ve işin büyük bölümünü yüklenen ayaklardır. Konuya yabancı biri, bir dağcı­nın çok güçlü kolları ve bacakları olması gerektiğini düşünür. Oysa aşırı güç ancak çok zor tırmanışlarda gerekebilir. Genelde tırmanıcı ellerini denge için, ayaklarını ise yükselmek için kullanır; kendisini kayanın tepesine çekmek için kullanmaz.

Kaya tırmanışında denge en önemli unsur­dur. Ağırlık merkezinin olabildiğince ayakların doğrultusu üstünde kalmasına ve kayanın izin verdiği ölçüde vücudun dik tutulmasına dikkat edilir. Bu tür bir duruş tırmanıcının gözlerini kullanmasına olanak sağlar. Tırmanış sırasında dikkatli bir göz­lemde bulunmak, ayağın basamaklarda ge­reksiz yere kaymasını önler. Tırmanıcı, kayayla en az üç noktada temas halinde olmalıdır: Ya iki el ve bir ayak ya da iki ayak ve bir el. Tutunmak için atlamak ya da hamle yapmak tırmanışta en tehlikeli harekettir. Ritmik tırmanışın hızı duvarın zorluğuna göre değişir. Ritim zor öğrenilir ve kaya tırmanışçılığında ustalığın gösterge­si sayılır.

Tırmanış ne kadar zor olursa ellerin destek için kullanılması o ölçüde artar. Baca çıkışı adı verilen, silindir biçimli dikey boşluklara tırmanışta eller her iki yana açılarak silindi­rin iç yüzeyine dayanır. Çatlak çıkışlarında el yumruk yapılarak çatlağın içine sıkıştırı- labilir. Kayalara tırmanılırken avuç içi ile

düz yüzeye abanılarak, tutunmak için ge­rekli sürtünme sağlanır.

Her tırmanış için iniş rotasının önceden saptanmış olması temel bir kuraldır. İmle­meyecek yere çıkmak tehlikelidir. Dik kaya­lardan inmek, basamakları yukardan görme güçlüğü, tırmanıcının inmeye karşı isteksiz­liği ve inişte elleri kullanmanın güçlüğü gibi nedenlerden dolayı genellikle tırmanmak­tan daha zordur. En hızlı dönüş yolu çift ip tekniği kullanarak inmektir. İpin iki ucu da aşağıya sallandırılır ve orta noktasından sikkeye asılır. İki ip birlikte tutulur ve sürtünme sağlayacak bir biçimde vücuda dolanır; el gevşetildikçe vücut ipin sürtün­mesinden dolayı yavaşça aşağıya doğru kayar.

Karda, buzda ya da kayada ip kullanmak bir sanattır. Bir çıkışta ya da çift ip tekniğiyle inişte yeterli uzunlukta ip kullan­mak gereklidir. İyi ip kullanan bir kişi, tırmanışta ekip için büyük önem taşır. İpte yetkinleşmek öncelikle deneyim gerektirir. Sikkeler ve karabinler iyi yerleştirilmeli ve ip bunların içinden en güvenli, aynı zaman­da iniş ve tırmanış sırasında en az güç harcatacak biçimde geçirilmiş olmalıdır. İpin, sıkışabileceği çatlaklardan, keskin ka­yalardan ve çalılardan uzak tutulması gerekir.

Kar ve buz tekniğinde, yüksek dağlarda yapılan çıkışlarda öteki malzemelerin yanı sıra buz kazması kullanmak da oldukça önemlidir. Kazmanın sapının bir ucunda karşıt biçimde yerleştirilmiş ufak bir kürek ve tırtıllı kazma, öbür ucunda büyük bir çivi bulunur. Buz kazması buzda basamak aç­mada, yarıkları sondalamada, dik yamaçlar­da destek almada, ipin güvenlik için bağlan­masında ve gerekli durumlarda denge aracı olarak kullanılır. Krampon (dağ ayakkabı­sının altına takılan çivili taban) buz üzerinde ayağın kaymasını önler, dik eğimli karda ve buzda kazma ile açılmış olan basamaklarda rahat ilerlemeyi sağlar. Çok dik olmayan eğimlerde, basamak açmadan yalnızca kramponla tırmanılabilir. Çok dik kar ve buz tırmanışlarında ise buz sikkesi ve karabin kullanılır. Yivli buz sikkeleri dön­dürülerek buza sokulur ve yuvasında don­ması beklenir.

Uzun ve eğimli kar tırmanışı çok sıkıcı bir iştir. Adımları yavaş ve ritmik atmak gere­kir. Bu yürüyüş çok zaman alır. Çıkışa, genellikle kar yüzeyinin sert olduğu sabahın erken saatlerinde başlanır. Dağcılığın bütün türlerinde olduğu gibi kar ve buz çıkışların­da da doğru karar vermek önemlidir. Tır­manışın uzunluğu, hava koşulları, çığ tehli­kesi ve güneş göz önünde bulundurulma­lıdır.

Türkiye’de dağcılık. Türkiye’de dağcılığın tarihçesi 1800’lerin ortalarına uzanır. Hıris­tiyan dünyasının dinsel nedenlerle Ağrı Dağına duyduğu ilginin etkisiyle, 1700’lerden başlayarak bu yörede yapılan geziler ve 1829’da Friedrich Parrot’nun ger­çekleştirdiği ilk çıkış, dağcılık sporu açısın­dan pek önemli bulunmaz. Sonraki yıllarda Alman profesör Kari Koch’un 1846’da Kaç- kar Dağlarında, W. Rickmer Rickmers’in 1894’te Kaçkar ve Altıparmaklarda, Dr. Franz Xaver Schafer’ın 1901’de Aladağlar’ da. Dr. Georg Künne ve Wilhelm Martin’in 1927’de Aladağlar ve Karadağlar’da, Lud- wig Krenek ve Ludwig Sperlich’in 1931’de Cilo ve Sat dağlarında yaptığı tırmanışlar bu dağların tanıtılmasında öncü bir rol oyna­mıştır.

Türklerin dağcılık sporuna ilgileri önceleri askeri amaçlı olmak üzere I. Dünya Savaşı yıllarında başladı. Savaş sırasında İtalyan cephesinde Avusturyalı bir dağcı birliğinin tatbikatını izleyen Pertev Paşa, Osmanlı ordusu bünyesinde de benzer bir birlik kurulması önerisinde bulundu. Önerinin kabul edilmesi üzerine Avusturya’nın Ort- ler bölgesinde Avusturyalı dağcı Albay Bilgeri 5 subay ve 40 astsubaya temel dağcılık eğitimi verdi. Miralay Cemil Cahit Bey’in 28 Ağustos 1924’te Erciyes tırmanışı ilk Türk çıkışı olarak kabul edilir. Cumhuriyet sonrasında da Türk ordusu ile ilişkisini sürdüren Albay Bilgeri, 1927-28’de Türkiye’ye gelerek Eğir- dir’de üçer ay süreyle dağcılık kursları düzenledi. Bu çalışmalar sonunda 1928’de Türk Dağcılık Cemiyeti adı altında ilk dağcılık örgütü kuruldu. 1939’da Beden Terbiyesi Genel Müdürlüğü (BTGM) bün­yesinde Dağcılık ve Kış Sporları Federasyo­nu oluşturuldu. Federasyonun kuruluş yılla­rında ve sonraki yıllarda ilk başkanlığını yapan Latif Osman Çıkıgil ile Muvaffak Uyanık, Asım Kurt, Bozkurt Ergör ve Muzaffer Erolgez dağcılık sporunun geliş­mesine önemli katkılarda bulundular.

1950’lerden sonra Türkiye’de İtalyan, Al­man ve Polonyalı dağcılar özellikle teknik

çıkışlarıyla adlarını duyurdular. 1955’te Adolf Mayer ve Alfred Duspiwa Aladağ- lar’da Kızılyar (3.615 m) kuzey duvarının, Demirkazık (3.756 m) kuzeybatı sırtının, Direktaş (3.510 m) kuzeybatı duvarının ilk çıkışlarını gerçekleştirdiler ve 47 değişik doruğa tırmandılar. 1962’de Bernhard Maidl ve Rudiger Steuer Cilo Dağlarında Uludoruk’un (Reşko 4.135 m) kuzey duva­rına büyük buzul üzerinden ilk çıkı­şı gerçekleştirdiler. 1966’da Cilo Dağ­larında Göl Dağı kuzeydoğu duvarını ilk kez Doug Scott ve Brian Watts çıktı. 1967’de Martin Lutterjohann ve Herbert Zehetner Cilo Dağlarında Türkiye’nin en uzun ve zor duvarlarından birisi olan Ulu­doruk’un batı duvarına ve Suppa Durek’in (4.060 m) doğu duvarına ilk çıkışları gerçekleştirdiler. 1967’de gene Cilo Dağla­rında Andrzeg Kus ve Andrzej Mroz Ulu­doruk’un batı duvarındaki en teknik rota olan büyük çatlağı çıktı. 1969’da Toni Fuchs, İlse Fuchs, Muzaffer Erolgez ve Servet Taş’tan oluşan bir Avusturya-Türk ekibi Cilo Dağlarında Köşe Dürek’in doğu duvarına, Alman dağcı Walter Kellerman da Ağrı’nın kuzeydoğu buz duvarına tırmandı.

1970’lerde Türk dağcılar da yüksek düzey­de teknik tırmanışlar ve kış çıkışları yapma­ya başladı. Bozkurt Ergör ve Sönmez Targan Demirkazık’a (3.756 m), Bozkurt Ergör Ağrı’ya (5.137 m), Yalçın Koç Reş- ko’ya (4.135 m) ve Kaçkar’a (3.932 m), Yalçın Koç ve Hüseyin Özbek Kaldı’ya (3.748 m), ilk kış çıkışlarını gerçekleştir­diler.

Türk dağcılar 1980’lerde yurtiçindeki başarılı tırmanışların yanı sıra yüksek irtifa dağcılığına da yöneldiler. 1980’de Kafkas­lardaki Elbruz Doruğuna (5.642 m) çıkan Mecit Doğru, Halil Alpay ile birlikte 1983’te Lenin Doruğuna (7.134 m) ve 1985’te Komünizm Doruğuna (7.495 m) başarılı tırmanışlar yaptılar.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir