Diyarbakır Ulu Camii Tarihi

Diyarbakır Ulucamii, Diyarbakır’da eski kent çekirdeği içinde yer alan, Anadolu’daki en eski cami. Diyarbakır Kalesi’nin Harput Kapısı ile Mardin Kapısı’nı birleştiren ekseninin hemen batısındadır. Yapılışı konusunda keşin bilgi yoktur; duvarlarındaki Selçuklu, İnaloğulları, Artuklu, Akkoyunlu ve Osmanlı dönemlerinden kalma 20 kadar yazıt, yapının tarih boyunca ne kadar çok onarılıp değişikliğe uğradığını gösterir, ilk yapının, 639’da Diyarbakır’ın Arapların eline geçmesinden sonra kentteki bir kilisenin camiye çevrilmesiyle oluşturulduğu ileri sürülür. 1115’teki büyük bir deprem ve yangından çok zarar gören cami büyük oranda yeniden yapılmıştır. Eskiden içerde bulunan sütun gibi birçok malzeme bu onarımda avlu cephelerinde kullanılmıştı. Bugünkü görünümünü uzun bir yapım süreci sonunda kazanan caminin tek bir mimarı olmaması da doğaldır. Çeşitli yerlerinde usta adlarına rastlanmaktaysa da, bunların hangisinin hangi bölümleri ya da işleri yaptığını saptamak olanağı yoktur. Diyarbakır Ulu Camii Tarihi ve Özellikleri…

Diyarbakır Ulucamisi, bütün yan bölümleriyle birlikte yaklaşık 80 m x 80 m’lik yer kaplar. Bunun içinde asıl cami bölümü, doğu-batı doğrultusundaki dikdörtgen biçimli bir avlunun güney kenarı boyunca uzanır. İçi, mihrap duvarına paralel iki ayak sırası ile üç şahına ayrılmıştır. Tam ortada, mihrap ekseninde yer alan, tavanı daha yüksek bir şahın bunları dikine keser. Cami, başta bu plan şeması olmak üzere, daha birçok yanıyla Şam Emeviye (Ümeyye) Camisi’ne benzer. Ayaklar sivri kemerlerle birbirine bağlanmıştır. Kemerlerin üstündeki duvar, daha küçük bir sıra kemerle delinerek hafifletilmiştir. Yükseltilmiş orta mekânın beşik çatısı kalem işleriyle süslü bir tavanla gizlenmişse de, iki yan kanatta kemer sıraları üstüne oturan ahşap çatı aşıkları açıkta bırakılmıştır. Sağ kanadın mihrap duvarındaki bir kapıdan, yapıya bitişik olan minare merdivenine ulaşılır. Minare gövdesi kare planlıdır. Silindirik petek bölümü bu gövdeden daha ensiz yapılarak dışa taşmayan bir şerefe oluşturulmuştur.

Avlunun batı iç cephesi iki katlıdır. İnal- oğullan beyi İlaldı’nın 1117-24 arasında yaptırdığı bu cephe, sekiz ayakla dokuz aralığa bölünmüştür. Ayaklar alt katta sivri kemerlerle, üst katta düz lentolarla birbirine bağlanmaktadır. Her ayağın önüne iki katta da taş birer sütun yerleştirilmiştir. Bütün ayakların, sütunların ve silmelerin üstü çok zengin taş oyma ve kabartmalarla bezenmiştir. Bazı bezeme ayrıntılarının Helenistik ve Roma dönemlerine özgü izler taşımasına bakarak, bu cephenin antik bir tiyatrodan alınıp kullanıldığını ileri süren sanat tarihçileri de vardır. Avlunun doğu iç cephesi de 1163-64’te İnaloğulları beyi Mahmud bin İlaldı tarafından batı cephesine benzetilerek yaptırılmıştır. Burası da iki katlıdır. Alt katta avlu girişi yer almakta, üst kat kütüphane olarak kullanılmaktadır. Avlunun kuzey kenarının ortasında ikinci bir giriş vardır. Bu girişin doğusunda Mesudiye Medresesi yer almaktadır. Medrese yan duvarıyla avlu arasındaki sivri kemerli, tek katlı revakın eskiden avlunun doğu ve batı cepheleri gibi iki katlı olup olmadığı bilinmemektedir.

Avlunun kuzey kenarındaki girişin batısında Şafiiler Camisi bulunmaktadır. Bu yapı da aynı Ulucami gibi iki ayak sırası ile enine üç şahına ayrılmıştır, çatısı düzdür. Güney duvarı pencerelerle avluya bakar. Mesudiye Medresesi önündeki revakların eskiden burada da devam ettiği, Şafiiler Camisi’nin yapılması için batı ucunun yıkıldığı düşünülebilir.

Avlunun ortasında, her köşesinde bir sütun bulunan sekizgen planlı, oldukça yüksek konik külahlı bir şadırvan (1849) vardır. Bunun hemen batısında kare planlı bir namazgâh, namazgâhın batısına bitişik olarak da bir havuz bulunmaktadır. Diyarbakır Ulucamisi’nin enine sahınlı plan şeması daha sonraki Anadolu camilerinde de kullanılmış olmakla birlikte bu örneklerde ortadaki dikine şahın, çoğunlukla üzeri bir kubbeyle örtülerek vurgulanmıştır.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir