Eelektronik Müzik Türleri Nelerdir Kısaca

elektronik müzik, seslerin elektromeka- nik ya da elektronik aletlerle üretildiği ya da değiştirildiği ve parçadaki elektronik öğenin besteci tarafından belirlendiği mü­zik. Bir üslup ya da müzik tarzı değil, her bestecinin elinde değişik sonuçlar veren bir tekniktir. Besteci nasıl senfoni bestelerken orkestranın, piyano sonatı bestelerken piya­nonun olanaklarını göz önünde bulundu­rursa, elektronik müzik bestelerken de elektronik teknik ve anlatım olanaklarını göz önünde bulundurur.

Sesin elektrikle elde edildiği ilk mü­zik aletlerinden biri, William Duddell’ın 1899’da Londra’da sergilediği ve farklı no­talar çıkarabilen elektrik arkıydı. Bu tür aletlerin en büyük ve belki de en gelişmiş olanı ise, ABD’li Thaddeus Cahill’in 1906’da Massachusetts ve New York’ta tanıttığı 200 tonluk dinamofondu. Lee De Forest’in gene 1906’da bulduğu triyot lam­bası, daha kullanışlı çalgıların yapılmasına olanak sağladı.

İki dünya savaşı arası dönemdeki teknolo­jik gelişmeler, modern elektronik müziğe önemli katkılarda bulundu. Önce işitme- frekans teknolojisi gelişti; amplifikatör, fil­tre devreleri ve en önemlisi hoparlör bulun­du, daha sonra, sinüzoidal, kare ve zikzak dalga jeneratörlerinin temel devreleri yapıl­dı. 1920’lerin sonlarında mekanik akustik kaydın yerini elektrik kaydı aldı. İkincisi, geleneksel müzik aletlerinin yerini alacak elektromekanik ve elektronik çalgılar, özel­likle de elektronik org geliştirdi. Bunların en başarılısı olan Hammond orgu için Alman besteci Karlheinz Stockhausen ve Norveçli besteci Arne Nordheim özel müzik yazdılar. Üçüncü gelişme de, geleneksel çalgılarla elde edilemeyecek tınıları veren yeni elektronik çalgıların yapılması oldu.Rus bilgin Leon Theremin theremirï

  • , Fransız Maurice Martenot ondes martenot’yu (1928) ve Alman Friedrich Trautwein trautonium’u (1930) geliştirdiler; daha sonra Oscar Sala trautonium’un geliş­tirilmiş çoksesli modelini yaptı (1950).

1920’den bu yana theremin için birçok beste yapıldı. Oliver Messiaen Turangalîla Senfonisi’nde (1946-48) ondes martenot’ya önemli bir yer verdi; Pierre Boulez ve Edgard Varèse gibi başka Fransız besteciler de bu çalgı için beste yaptılar. Trautonium için ise daha çok Alman besteciler müzik yazdılar; Paul Hindemith’in Trautonium ve Yaylı Çalgılar İçin Konçertino’su (1931) bunlardan biriydi. Ama çıkarttıkları seslerin elektronik synthesizer’la kolayca elde edil­mesi, bu çalgıların neredeyse kullanılmaz hale gelmesine yol açtı.

Teypin icadı elektronik müziğin tarihinde bir dönüm noktası oldu. Flindemith ve Toch gibi bestecilerin ilk denemelerinden sonra 1948’de Pierre Schaeffer ile Pierre Henry, Paris’te Radio-diffusion et Télévision Fran- çaise’deki çalışma arkadaşlarıyla birlikte yapıştırma bant (kolaj) tekniğini uygulama­ya başladılar ve kolajlarına somut müzik (;musique concrète) adını verdiler. Somut nitelemesi kolajlarda yalnızca kaydedilmiş seslerin kullanılmasından geliyordu. Schaef­fer ve Henry’nin ortak besteleri olan Symphony pour un homme seul (1950; Bir Kişi İçin Senfoni) ve Henry’nin Belçikalı dansçı Maurice Bejart için yazdığı Orpheus adlı bale müziği ilk dönem somut müziğin en başarılı örnekleriydi. Edgard Varèse orkestra bölümlerinin arasına elektronik parçalar kattığı Deserts (1954; Çöller) adlı yapıtının bandını bu iki bestecinin Paris’teki stüdyosunda hazırladı. Daha sonraki Poème électronique’inde de (1957-58; Elektronik Şiir) elektronik seslerle fabrika gürültüsü, çalgı ve insan sesi gibi doğal sesleri bir arada kullandı.

1950’lerdeki bir başka önemli gelişme somut seslerin kolajı yerine sesi elektronik olarak üretmeye ve değiştirmeye ağırhk veren bir elektronik müzik stüdyosunun kurulmasıydı. Köln’deki bu stüdyonun ku­rucuları Nordwestdeutscher Rundfunk gö­revlisi besteci Herbert Eiment ile Karl­heinz Stockhausen’di. Stockhausen Elek- tronische Studien (1953-54; Elektronik Ça­lışmalar) adlı yapıtında yalnızca elektro­nik ses ve teknikleri kullanmayı denedi. Bu stüdyoda üretilmiş ilk önemli teyp kompo­zisyonu olan Gesang der Jünglinge (1955- 56; Delikanlıların Şarkısı) adlı ünlü yapıtın­da ise elektronik sesle insan sesini birleştir­di. Eimert ve Stockhausen yayımladıkları Die Reihe adlı dergide de Paris grubundan farklı olarak elektronik seslerin saflığım ve elektronik kompozisyonun seriyalizme(*) dayanması gerektiğini savundular.

ABD’de Columbia Üniversitesi’nden Otto Luening ile Vladimir Ussachevsky’nin 1958’de kurdukları stüdyo, 1959’da besteci Milton Babbitt’in de katılmasıyla New York’taki Columbia-Princeton Elektronik Müzik Merkezi’ne dönüştü. Princeton’daki RCA Laboratuvarı’ndan Harry Olson ile Herbert Belar’ın 1955’te yaptıkları elektro­nik müzik synthesizer’mm geliştirilmiş mo­deli olan “Mark fi” de aynı yıl burada kuruldu.

1960’lardaki gelişmeler, 197Ö’lerde sayısal tekniklerden yararlanan bilgisayarlı müzi- ğin(*) yaygınlaşmasına yol açtı. Bilgisayarla yapılan ilk beste, besteci Lejaren Hiller ile matematikçi Leonard fsaacson’un Yaylı Çalgılar Dörtlüsü İçin Illinois Süiti (1957) adlı ortak yapıtıydı. 1960’larda ve 1970’lerde Iannis Xenakis, John Cage, Hil­ler, Charles Ames, Charles Dodge ile

Bülent Arel, İlhan Usmanbaş ve İlhan Mimaroğlu gibi Türk besteciler bu tür besteler yaptılar.

Elektronik müzik, yeni teknikler ve anla­tım araçları arayışı içindeki 20. yüzyıl müzi­ğinin bir yönünü temsil eder. Yalnızca ciddi konser parçalarında değil, sinema, tiyatro ve televizyon yapıtlarında da ifadesini bul­muştur. Elektronik popüler müzik de bü­yük kitleleri kendine çekmiştir. Elektronik çalgıların gitgide yetkinleşmesi, besteciye en katıksız seslerden en karmaşık gürültüle­re kadar uzanan bir ses tayfı sağlamış, daha önce elde edilemeyen duyarlılıkta ve kar­maşıklıkta ritim olanakları yaratmıştır. Mü­zik, “düzenlenmiş ses” olarak yeni bir tanım kazanmıştır.

Elektronik çalgılar besteciye yapıtı üzerin­de dolaysız bir denetim sağlamış, böylece çoğu elektronik yapıtta besteciyle dinleyici arasında aracı durumundaki yorumcu orta­dan kalkmıştır. Yapıt, en iyi stereofonik etkiyi sağlayacak biçimde salona dağıtılmış hoparlörlerle seslendirilmektedir. Örneğin Edgard Varèse’in Brüksel Dünya Fuarı için bestelediği Poème électronique’inin seslen- dirilmesinde 400 hoparlör kullanılmıştır. Böylelikle dinleyiciler besteci ve müziğiyle yepyeni bir ilişki içine girmekte, eleştirmen ise dinlediği yapıtı, elinde yazılı hiçbir müziksel simge olmadan, salt kulakla çö­zümleme durumunda kalmaktadır. Bu du­rum besteciye çok geniş olanaklar sağlasa da, bazı gözlemciler yorumcunun aradan çekilmesini ciddi bir kayıp olarak görmek­tedir.

Elektronik müziğin gelişmesi psikoakustik alanında çeşitli sorunlar doğurmuş, işitsel algının sınırlarını ilgilendiren araştırma ve çözümler ivedilik kazanmıştır.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir