Ekokardiyografi Nedir Nasıl Yapılır Kısaca

ekokardiyografi, yüksek frekanslı ses dal­galarıyla (ultrason) kalbin iç yapısını görün­tülemeye dayanan tanı yöntemi. Göğsün üstüne yerleştirilen bir piezoelektrik trans- düktör, kalbin elektrik impulslarını ince bir ultrason demetine dönüştürür. Normal ola­rak dokulardan geçebilen bu ses dalgalan, doku yoğunluğunun değiştiği yüzeylere çarptığında yankılanarak geri döner. Yan­kılanan bu dalgalar, gene göğsün üstüne yerleştirilmiş olan bir alıcıyla saptanır ve yeniden elektrik impulslarına dönüştürüle­rek katot ışınlı osiloskop ekranına aktarılır. Değişik derinlikteki dokulardan gelen yan­kılar kalp duvarları ile kapakçıklara hare­ketli bir görüntüsünü oluşturur. Bu yöntem, kalp odacıklarındaki ve kapakçıklarındaki yapı bozukluklarının, doğuştan kalp özürle­rinin ya da hastalıklarının tanısında büyük önem taşır.

ekoloji, BİYOEKOLOJİ. BİYONOMİK ya da ÇEV­REBİLİM olarak da bilinir, canlılar ile onları çevreleyen canlı ve cansız ortam arasındaki ilişkileri inceleyen bilim dalı. Canlıları bi­rey, türdeş topluluk ve karma topluluk düzeyinde ele alır. Uzun yıllar halkın ilgisini çekmeyen ve bilim dünyasında genellikle geri planda kalan ekoloji, 20. yüzyıl sonları­na doğru nüfus patlaması, besin kıtlığı, çevre kirliliği gibi sorunların etkisiyle en önemli bilim dallarından biri olarak öne çıkmıştır.

Tarihsel gelişim. İlk olarak Alman zoolog Ernst Haeckel, “hayvanların canlı ve cansız çevreleriyle ilişkisi”ni belirtmek için oekolo- gie (Yunanca oikos: “ev”, “barınak”) teri­mini kullandı. Öte yandan ekoloji konusu­na ilk eğilenler Eski Yunan filozofları oldu. Özellikle canlıların öteki canlılarla ve cansız çevreyle karşılıklı ilişkilerini ilk kez Aristo­teles’in öğrencisi Theophrastos tanımladı. Daha sonra bitki ve hayvan fizyologlarının çalışmaları da modern ekolojinin temelleri­ni attı. Thomas Malthus’un nüfus patlaması ve yeryüzündeki besin kaynaklan arasında­ki dengesizliğe dikkat çekmesi 19. yüzyıl başlannda nüfus dinamiklerine özel bir önem verilmesine yol açtı.

Bazı ekologlar karma ve türdeş toplulukla­ra dinamikleri üzerine araştırmalar yapar­ken, öbürleri enerjinin depolanması konu­suna eğildi. Alman tatlı su biyologu August Thienemann 1920’de, besin enerjisinin yeşil bitkilerden (üreticiler) çeşitli basamaktaki hayvanlara (tüketiciler) doğru bir dizi canlı tarafından taşındığım ortaya koydu. İngiliz hayvan ekologu C. E. Elton (1927) ekolojik nişler ve sayılar piramidi kavramlarını kul­lanarak beslenme basamakları görüşünü geliştirdi. Ekosistemde enerji akışını ayrın­tılarıyla inceleyen ABD’li R. L. Lindeman ile Eugene ve Howard Odum da ekolojiye önemli katkıları olan bilim adamları arasın­dadır.

Radyoaktif izotoplar, mikrokalorimetre, bilgisayar, uygulamalı matematik gibi yeni araçların kullanımı enerji akışı ve besin çevriminin ölçülmesini, izlenmesini ve sınıf­landırılmasını olanaklı kılmıştır. Ekosiste- min işlevi ve yapısıyla ilgilenen sistem ekolojisi bu çağdaş yöntemlerin ürünüdür.

İlgi alanları ve yöntemler. Ekoloji kapsadı­ğı konulann doğal sonucu olarak çeşitli disiplinlerle yakından ilişkilidir. Bunlar ara­sında bitki ve hayvan biyolojisi, taksonomi, fizyoloji, genetik, meteoroloji, pedoloji, jeoloji, sosyoloji, antropoloji, fizik, kimya, matematik ve elektronik sayılabilir. Böyle- sine iç içe girmiş araştırma alanlarıyla ekoloji arasına kesin bir çizgi çekmek neredeyse olanaksızdır. Bitkiler ve hayvan­lar üzerine yapılan araştırmalar başlangıçta ekolojinin iki alt dalını oluşturmuştur. Bitki ekolojisi, bitkilerin birbirleri ve çevreleriyle karşılıklı ilişkilerini inceler. Bu yaklaşım büyük ölçüde bitkileri ve bir bölgede bulu­nan bitki örtüsünün bileşimini ele almakla birlikte, genellikle hayvanların bitkiler üze­rindeki etkisini göz ardı etmektedir. Hay­van ekolojisinin ilgilendiği konularsa, tür­deş toplulukların dinamikleri, dağılımı, dav­ranışları ve hayvanların çevreleriyle olan karşılıklı ilişkileridir. Ama hayvanlar bes­lenmek ve barınmak için bitkilere bağımlı olduğundan hayvan ekolojisini bitki ekoloji­sinden ayırarak tam anlamıyla kavramak olanaksızdır. Bu durum özellikle yabanıl hayvanlar ve otlakların düzenlenmesi gibi uygulamalı ekoloji alanlarında belirginleşir. Öte yandan, tek bir canlının çevresiyle karşılıklı ilişkilerini inceleyen birey ekolojisi ve canlı gruplarını inceleyen topluluk ekolo­jisi gibi alt dallar, bitki ve hayvan ayrımını ortadan kaldırmaktadır.

Gerek birey ekolojisi, gerek tür ekolojisi büyük ölçüde deneye ve tümevarım yönte­mine dayanır. Bu alanlar genellikle nem, ışık, tuzluluk ya da besin basamakları gibi değişkenlerle bir canlının ilişkilerini incele­diğinden, hem laboratuvarda, hem arazide gerekli deney ve ölçümlerin yapılması ko­laydır. Örneğin bir canlının tuzluluk ya da sıcaklık gibi etkenlere dayanıklılığı labora­tuvarda ölçülür ve doğal koşullarda bu verilere uygun bir dağılım gözetilir.

Bireylerin beslenme yöntemleri, çiftleşme davranışları ve yırtıcılara karşı geliştirdikleri savunma biçimleri, tür ekolojisinin başlıca konulan arasındadır; bunlar, genellikle dav­ranış ekolojisi olarak adlandırılan alt bölü­mün ilgi konusudur. Bitkiler üzerine de benzer çalışmalar yapılarak bitkinin, çevre değişikliğine gösterdiği tepki ölçülür.

Canlıların yalnız bugün çevreleriyle kur- duklan ilişkileri değil, aynı zamanda evrim­leşme süreçleri boyunca çevreyle kurdukları ilişkileri inceleyen topluluk ekolojisi, konu­sunun bu geniş ve karmaşık yapısından ötürü çok çeşitli sorunlarla uğraşır. Toplu­luk ekolojisi genellikle varsayımlara dayan­makta ve tümdengelim yöntemini kullan­maktadır. Ama karmaşık sistemlerin incele­nebilmesi için yeni araçlar geliştirilmiş ve deneysel çalışmalara geçilmiştir. Büyük öl­çüde pedoloji, jeoloji, meteoroloji ve kül­türel antropolojiden yararlanan topluluk ekolojisi, besin çevrimi, enerji depolanması ve ekosistemlerle ilgili önemli kavramlar oluşturmuştur.

Topluluk ekolojisi kara ya da su gibi yaşama ortamlarına göre alt bölümlere ayrılır. Bu bölümler gene çevre özellikleri­ne denk düşen daha dar uzmanlık alanlarını da kapsar. Örneğin kara ekolojisi içinde yer alan orman, otlak ve çöl sistemleri, kara ekosistemlerinin mikroklima, toprak kim­yası, toprak faunası, su çevrimi, ekoloji genetiği ve verimlilik gibi konularını ince­ler. Geleneksel olarak limnoloji adıyla bili­nen su ekolojisi, akarsu ve göl ekolojileriyle sınırlıdır. Deniz ekolojisiyse denizdeki ya­şamla ilgilenir.

Türdeş topluluk ekolojisi aynı türden bitki ve hayvanların sıklığını ve dağılımını etkile­yen olguları araştırır. Doğum oranı, ölüm oranı, topluluğa katılım ve ayrılma oranları, rekabet ve av-avcı ilişkileri türdeş topluluk ekolojisinin başlıca çalışma alanlarıdır. Biı türdeş topluluğun zamanla değişen davra­nışlarını izleyebilmek için istatistikten ya­rarlanılır. Doğadan belli bir düzen içinde yalınlaştırılarak alınmış verilerin ışığında geliştirilen matematiksel örnekler, bir tür­deş topululuğun doğal koşullar altındaki davranışıyla karşılaştırılarak sınanır. İki ya da daha çok türün oluşturduğu ayrı toplu­luklar arasındaki karşılıklı ilişkiler de türdeş topluluk ekolojisinin alanına girer. Bu eko­loji dalının temel taşlarından birisi olan türdeş topluluk genetiği ya da ekoloji genetiği, doğada gen frekanslarının değişi­mi, genetik özellikler üzerinde doğal seçme­nin etkisi ve çokbiçimlilik gibi konulan inceler.

Karma topluluk ekolojisinin konusu kar­ma topluluğun işlevleri ve kuruluşudur. Türlerin dağılım bölgeleri ve -dağılımda ortaya çıkan düzensizlikler, karma toplu­lukta denge durumu ve bu dengeyi belirle­yen etkenler, bir karma topluluk içindeki belli bir grubun (örn. etçiller) rolü, besin çevrimi, iklim ve daha birçok değişken, inceleme konulan arasındadır. Karma top­luluk oluşturan türler arasındaki çok yönlü ilişkileri sınıflandırmak ve tanımlamak için çok aynntılı yöntemler kullanılır. Özellikle bitki karma toplulukları için uygulanan bu yöntemler, topluluğun zaman içinde, ekolo­jik ardıllık olarak bilinen bir düzene bağlı kalarak değiştiğini göstermiştir. Karma top­luluğa enerji ve besinden oluşan bir makine gözüyle bakılabilir. Bu makinenin anlaşıla­bilmesi için besin ağını tanımlamak, enerji ve besin akışının birincil üreticilerden (yeşil bitkiler) otçullara, etçillere, aynştıncılara doğru akışını izlemek gerekir.

Karma topluluk ekolojisi yukarıda açıkla­nan beslenme dinamiğine eğilirken doğal olarak ekosistemde gelişen karşılıklı ilişki­lerle ilgilenmekte ve onu ekosistem ekoloji­sinden ayırmak daha da güçleşmektedir. Ekosistemin yapı ve işlevini kavramaya ve çözümlemeye çalışan ekosistem ekolojisi, çalışma yöntemi olarak matematiği, mate­matiksel örnekleri ve bilgisayar programla­rını kullanan sistem ekolojisi biçiminde gelişmiştir. Sistem ekolojisi, incelediği eko­lojik sistemin içeriğinden çok, girdi ve çıktılarını çözümlemeye ağırlık vererek uy­gulamalı ekolojinin gelişmesini hızlandır­mıştır. Uygulamalı ekoloji, çevre kirliliği sorunlarında, tarımsal üretimin ve besin kaynaklarımn düzenlenmesinde ekoloji il­kelerini uygulamakta, ayrıca insanın çevresi ve öbür türler üzerindeki etkilerini incele­mektedir.

Ekolojinin önemli alt dallarından biri de fosil canlıları konu alan paleoekolojidir. Paleoekoloji, günümüzde yaşayan canlıların incelenmesinde kullanılan çalışma yöntem­lerini geçmiş dönemlerin türdeş ve karma topluluklarına uygular.

Bazı ekologlar çalışma alanlarını böcek ekolojisi, iri memelilerin ekolojisi gibi tak- sonomik gruplarla sınırlandırırken, öbürleri deniz kıyısı ya da tropik yağmur ormanı gibi sınırlı çevreler üzerine yoğunlaştırır.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir