Ekosistem Nedir Kısaca Açıklaması

ekosistem, çevredîzge olarak da bilinir, belli bir birim alan içinde yaşayan tüm canlıları, fiziksel çevrelerini ve aralarındaki her türlü karşılıklı ilişkiyi içeren kavram. Ekosistem incelemelerinin temelini oluştu­ran ilkeler belli bir bakış açısına dayanır: Çevre, onu oluşturan öğelerle bir bütündür. Büyüklüğü ne olursa olsun, yaşamı destek­leyen doğal ya da yapay bir çevrenin öğeleri, bir ilişkiler ağma bağlı parçalardır. Bu karmaşık ağı oluşturan her öğe, öbür öğelerle dolaylı ya da dolaysız karşılıklı ilişki içindedir ve bütünü etkiler.

Ekosistem terimi ilk kez 1935’te İngiliz ekolog Arthur George Tansley tarafından önerildi. Bununla birlikte, kavramın ortaya çıkışı çok daha eskiye, insan ve doğanın birliğinden söz eden en eski dinsel metinle­re dayanır. Antropologlar ve coğrafyacılar insanın çevresi üzerindeki etkisiyle yakın­dan ilgilenirken, 19. yüzyıl sonlarında deği­şik ülkelerden birçok araştırmacı, canlıları çevreleriyle birlikte inceleyerek ekosistemle eşanlamlı terimler kullanmıştır. Ekosistem kavramının, giderek yerleşmesine karşın 1960’lara değin uygulamada yeterince önemsenmediği de bir gerçektir. Çünkü uygulamalı bilimlerde orman, yabanıl hay­vanlar, su, tarım, toprak koruma, zararlıla­rın denetlenmesi gibi birçok ilgi alanı birbi­rinden bağımsız olarak ele alınmıştır. Bu­nun önemli bir nedeni de, gerçek bir ekosistem planlamasını sağlayacak bilgi bi­rikiminin eksikliğidir. İnsan nüfusunun kay­naklar ve içinde yaşanan sistem göz önüne alınarak planlanması ise günümüzde insanlı­ğın karşılaştığı en güç ve en büyük sorun olarak ağırlığını duyurmaktadır.

Bir ekosistem mineraller, iklim, toprak, su, gün ışığı gibi cansız bileşenler ile tüm yaşayan bireyleri içeren canlı bileşenlerden oluşur. Bu bileşenleri birbirine bağlayan temel güçler enerji akışı ve besin çevrimi­dir. Ekosistemdeki başlıca enerji kaynağı olan Güneş’in yaydığı ışıma enerjisi kendi- beslek (ototrof) canlılar tarafından kullanı­lır. Kendibeslek canlıların büyük bölümü karbon dioksit ve suyu güneş enerjisinin yardımıyla ve enerji açısından zengin basit karbonhidratlara dönüştüren, yani fotosen­tez yapan yeşil bitkilerdir. Basit karbonhid­ratlarda depolanan enerji daha sonra pro­teinler, lipitler ve nişastalar gibi daha kar­maşık karbonhidratlar yapmak için kullanı­lır. Ekosistemin bu bölümü genellikle üreti­ci basamak olarak tanınır.

Kendibesleklerin dolaylı ya da dolaysız yoldan ürettiği organik maddeler dışbeslek (heterotrof) canlılara geçer. Dışbeslekler kendi besinlerini hazırlayamadıklan için ekosistemin tüketicileridir. Bu canlılar ken­dibeslek canlıların yaptığı karmaşık organik maddeleri kullanır, yeniden düzenler ve sonunda ayrıştırır. Hayvanlar ve mantarla­rın tümü, bakterilerle öteki mikroorganiz­maların da önemli bir bölümü dışbeslektir.

Kendibeslekler ve dışbeslekler ekosiste­min değişik beslenme basamaklarını oluştu­rur. Üretici basamak kendi besinini hazırla­yan canlıları kapsar. Birincil tüketici basa­mağındaki canlılar üreticilerden beslenir. İkincil tüketici basamağındaki canlılarsa birincil tüketicilerden beslenir ve beslenme zincirinin basamakları bu biçimde birbirine eklenerek ekosistemde madde ve enerji aktarımı sağlanır. Örneğin çayır ekosiste- mindeki tipik bir beslenme zinciri şöyle gösterilebilir: Ot (üretici) —> fare (birincil tüketici) —» yılan (ikincil tüketici) —» şahin (üçüncül tüketici). Öte yandan birçok canlı değişik beslenme kaynaklarını kullanabildi­ğinden ekologlann beslenme ağı dediği, iç içe geçmiş bir yapı oluşur.

Doğal ekosistemler iki kuşak içerir: Üstte, Güneş’ten gelen enerjiyi toplayan yeşil kuşak, onun altında da kahverengi kuşak yer alır. Organik maddeler, yeşil kuşakla iç içe geçmiş olan kahverengi kuşakta toplanıp toprakta ve çökellerde ayrışır. Bu istiflenme biçimine uygun olarak kara ve sığ su ekosistemlerinde bitki örtüsünün ya da üretici basamağın altında yer alan tüketici basamak, karmaşık bileşikleri yeşil bitkile­rin kullanabileceği maddelere dönüştürür. Okyanus gibi derin deniz ekosistemlerinde, yüzen alglerin bulunduğu üstteki ışıklı bölge yeşil kuşağı, alttaki karanlık bölge ise çökellerle birlikte kahverengi kuşağı oluş­turur.

Beslenme basamaklarında enerji aktanmı sırasında önemli kayıplar ortaya çıkar. Örneğin otlarda depolanan enerjinin yalnız­ca yüzde 10 kadarı bu bitkileri yiyen hayvanın vücudunda kalır. Geriye kalan yüzde 90’ı ya kullanılamaz ya da metaboliz­manın çalışması sırasında ısı enerjisine dö­nüşerek kaybolur.

Enerjinin ekosistemden sürekli kaybolma­sına karşın besinler biyojeokimyasal çevrim içinde kalır. Başlıca biyojeokimyasal çev­rimler arasında su, karbon, oksijen, azot, fosfor, kükürt ve kalsiyum çevrimleri yer alır. Bu çevrimlerin birçoğunda çürükçül canlılar elementleri öbür canlıların kullana­bileceği duruma getirerek ekosistemde önemli rol oynarlar.

Toprak örtüsünden yoksun kay açların ya da lav akıntısının bulunduğu bölgelerde, var olan ekosistemin orman yangını gibi etken­lerle bozulduğu durumlarda ya da başka nedenlerle verimsizleşmiş alanlarda canlıla­rın yer edinmesi ekolojik ardıllık denen bir düzen içinde gerçekleşir. Ekosistemlerin ardıllığında genellikle iki evre vardır: Geliş­me ya da başlangıç evresi ve olgunluk evresi. Gelişme evresindeki az sayıda türe ve kısa beslenme zincirine karşılık, olgun­luk evresinde daha karmaşık bir canlı yaşamı gözlenir. Bu gelişim, ekosistemde büyük bir tür çeşitliliği, karmaşık beslenme ağı ve güçlü bir denge olgusunun ortaya çıktığı ekolojik doruk durumunu yaratır.

İnsanlar ekosistemlerin gelişimini önemli ölçüde etkilemektedir. Örneğin tarım, ol­gunlaşmamış bir ekosistemin doğal gelişme­sini engelleyerek yüksek verim elde edilme­sini amaçlar. Ekosistemde en uygun besin üretimine yönelik bir düzenlemeye gider­ken beslenme zinciri içindeki karşılıklı iliş­kiler ile genç ve olgun ekosistemlerin belir­leyici özellikleri göz önünde tutulmalıdır. Toprağı işleyerek ve gübreleyerek ekosiste- me ek enerji sağlanması, kısa süreli üretim­de yüksek verime yol açabilir. Ama üretimi gelişigüzel artırma çabası uzun dönemde çeşitli olumsuz etkiler yaratır. Bunlar ara­sında gübre ve tarım ilaçlarının yarattığı kirlenme, yalnız yüksek verim düşünülerek geliştirilen ürünlerin doğal etkilere dayanık­sızlığı ve dengesiz üretim sayılabilir. Son yıllarda ekosistem üzerine yapılan araştır­malar sistem ekolojisinin gelişmesini sağla­mış, sanayileşmenin ve tarımsal gelişmenin çevre üzerindeki etkilerini belirleme ve denetleme yolunda önemli adımlar atılmış­tır. Sistem ekolojisi, kimyasal madde biriki­mi ve radyoaktif atıkların etkileri ya da fosil yakıtların (petrol, kömür, doğal gaz) atmos­fere yaydığı karbondioksit ve öbür tanecik­ler yoluyla iklimi etkilemesi gibi konulan incelemekte, ekosistemde enerji akışını ve beslenme zincirini bozmayan tekniklerin geliştirilmesine katkıda bulunmaktadır.

Bir ekosistemin belirlenmesinde büyüklük ölçü olarak kullanılamaz. Cangılın bir kilo­metre karesi, çölün bir metre karesi, bir havuz, bir orman parçası, bir kent, bir çiftlik, hatta bir akvaryum bir ekosistemi oluşturabilir. Bütün ekosistemler, en büyük ekosistem olan ekosferin içinde yer alır; ekosfer de Yer’i (jeosfer) ve bütün biyolo­jik bileşenlerini (biyosfer) içerir. Yalnızca yapay ekosistemlerin sınırları kesin biçimde ayrılmıştır. Doğal ekosistemlerse, ormanla­rın kenarı ya da deniz kıyısı gibi, ekoton denen geçiş bölgelerinde birbirine karışır.

Ekosistemlerin incelenmesinde kara ve su olmak üzere başlıca iki büyük sistem ayırt edilebilir. Bir su ekosistemi en küçük su birikintisinden okyanusa kadar değişen or­tamlardaki karşılıklı ilişkileri kapsar. Or­tamların farklılığına karşın, suyun canlılar üzerindeki etkisi bu ekosistemde yaşayan canlılarda benzer özellikler yaratmıştır. Hem su, hem çok daha karmaşık yaşam biçimlerinin gözlendiği kara ekosistemlerini tek tek incelemek olanaksızdır. Bu sistem­lerin topluca incelenmesi ise birçok önemli ayrıntının, fiziksel ve kimyasal bileşenlerin, canlıların değişik çevrelerin özelliklerine göre geliştirdiği uyum biçimlerinin, enerji akışı ve besin çevriminde ortaya çıkan özelliklerin göz ardı edilmesine yol açar. Bu nedenle canlıların yaşadığı çevreler belli tipler altında toplanarak incelenir. Genel­likle su ekosistemleri deniz suyu ve tatlı su (ya da denizler ve iç sular) olarak ayrılabi­lir. İç sular da kendi içinde durgun sular (göller) ve akarsular olmak üzere iki alt bölüme ayrılır. Kara ekosistemleri yaşama ortamlarına ya da kara çevrelerine göre kutup bölgeleri ve tundra, kuzey ve ılıman bölge ormanları, çayır, otlak, çöl ve yarı çöl alanlar, cangıllar ve yağmur ormanları, savanlar ve öbür astropik ormanlar biçimin­de ayrılır. Egemen bitki örtüsü temelinde belirlenen bu tiplerin yanı sıra değişik ölçütlere dayanarak farklı sınıflandırmalar da yapılmaktadır.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir