Ergenlik Dönemi Belirtileri Nelerdir Kısaca

ergenlik, çocukluktan yetişkinliğe geçiş dönemi. Bazı uzmanlar ergenlik ve erinlik (buluğ) arasında bir aynm yapmazlarsa da, erinlik döneminin bireyin cinsel olgunluğa erişerek üreme işlevini kazandığı fiziksel değişikliklerle’, ergenlik döneminin ise erin­likle başlayan ve yetişkinliğe geçişle sona eren ruhsal ve toplumsal değişikliklerle tanımlanması çok daha yaygındır. Ergenlik döneminin başlangıcı, kişiden kişiye değiş­mekle birlikte, biyolojik olarak genellikle 10-13 yaşları arasındaki erinlik döneminin başlangıcıyla çakışır; oysa bitişi bu kadar net tanımlanamamıştır ve çevresel etkenlere bağlı olarak en erken 16, en geç 21 yaş dolaylarına rastlar. Bu belirsizlik, yetişkinli­ğin, bireyin üretici konuma geçmesi, yuva kurması ya da toplumsal kimliğini edinmesi gibi belirsiz sınırlarla tanımlanmış olmasın­dan kaynaklanır. Bütün bu değişkenler göz önünde tutularak, ergenlik döneminin 12-20 yaşlar arasındaki dönemi kapsadığı uzlaş­malı olarak kabul edilmiştir.

Biyolojik, ruhsal ve toplumsal değişiklik­lerden kaynaklanan sorunlar, yaşamın belki de hiçbir döneminde ergenlikteki kadar yoğunlaşmamıştır. Bu dönemdeki hızlı ana­tomik ve fizyolojik değişikliklere, özellikle yetersizlik duygusundan, cinsel ve saldırgan dürtülerin artmasından, ana-babayla olan sıkı duygusal bağların koparılmasından, meslek ya da uğraşı seçiminden ve özdeneti­mi sağlama çabalarından kaynaklanan bü­yük çalkantılar ve altüstlükler de eşlik eder. Vücut ağırlığı yaklaşık iki katma çıkan, boyu yüzde 25-30 oranında uzayan, kızlarda âdet kanamalarının, erkeklerde sperma olu­şumunun başlamasıyla üretkenlik dönemine giren ergende kimlik duygusu yerleşir ve bir ölçüde bağımsızlığım kazanan birey, yetiş­kinlerin toplumunda yer almaya hazırlanır.

Erinlik dönemindeki bedensel değişiklik­ler boy ve ağırlığı, yağ ve kas dağılımını, salgıbezlerinin çalışmasını ve eşeysel özel­likleri etkiler. Bu dönemde erkeklerde er- bezleri (testis) sürekli büyür, erbezi torbası irileşir ve pigment oluşumuna bağlı olarak rengi koyulaşır, kamış (penis) uzar ve kalınlaşır, sperma oluşumu başlar; birincil eşey özelliklerine ilişkin bu değişikliklerin yanı sıra ses kalınlaşması, yüzde, vücutta, koltukaltlarında ve üreme organlarının çev­resinde kılların çıkması gibi ikincil eşey özellikleri belirmeye başlar. Kızlarda erinlik döneminin ilk önemli değişikliği, önceleri yumurtlamasız ve düzensiz olan ilk âdet kanamalarının başlamasıdır; bunu yumurta­lıkların irileşmesi ve yumurtanın olgunlaş­ması izler. Ayrıca dış üreme organları ve kalçalar genişler, memeler büyür, memebaş- larmın çevresinde daha koyu bir renk halkası belirmeye başlar, vücudun belirli yerlerinde tüyler, koltukaltları ile dış üreme organlarının çevresinde kıllar çıkar.

Bazı çocuklar cinsel olgunluğa akranların­dan daha hızlı, bazıları daha yavaş ulaşır; ama kızlarda bu gelişme mutlaka erkekler­den bir-iki yıl önce başlayıp daha önce tamamlanır. Erinlik döneminin başlangıcı ve bitimi yalnız bireylere göre değil, top- lumlara ve çağlara bağlı olarak da farklılık­lar gösterir. Örneğin kızlarda ilk âdet kanamasının yaşı ülkeden ülkeye, hatta aynı ülkenin değişik kültür düzeylerine göre değişirken, bazı toplumlarda çocukların erinliğe geçiş yaşının bir önceki yüzyıla göre en az beş yıl daha gerilediği saptanmıştır. Erinlik dönemindeki fiziksel değişikliklerin sorumlusu, beyindeki hipotalamus bölge­sinden gelen uyanlarla hipofiz bezinden salgılanan büyüme hormonu, tiroit hormo­nu, erbezlerinden salgılanan testosteron, yumurtalıktan salgılanan östrojen ve hem erkekte, hem dişide böbreküstü bezlerince salgılanan androjen gibi eşey hormonları ile gene hipofizden salgılanan eşey bezlerini uyarıcı hormonlardır. Bu dönemde eşey hormonlarının kandaki düzeyi çocukluktaki- nin on katma erişir.

Ergenlik döneminde, fiziksel değişiklikler kadar belirgin ve kolayca gözlenebilir tür­den olmasa bile, düşünce, davranış ve toplumsal ilişkilerde de köklü değişiklikler yaşanır. Ergenliğin ruhsal yapısı konusunda uzmanlar tam bir görüş birliğine varama­mışlardır; ama bu dönemin kendine özgü davranış biçimleriyle çok kritik bir ruhsal gerginlik ve bunalım dönemi olduğu konu­sunda birçok uzman birleşir. Özellikle psi­kanaliz kuramından kaynaklanan ve biyo­lojik değişiklikleri temel alan bir görüşe göre, ergenlik dönemi, çocukluktaki uzun bir gizil dönemden (cinsel durgunluk döne­mi) sonra cinsel dürtülerin ve cinsel uyanı­şın erinlikte birdenbire su yüzüne çıkmasıy­la başlar. Bu görüş, bireyin cinsel dürtüleri­ni denetlemeyi ve yönlendirmeyi öğrendiği anda ergenlik döneminden çıktığını kabul eder. Cinsel dürtülerin bastırılması, genel­likle karşı cinsten kaçınma, günlük yazma gibi bu döneme özgü davranışlarla tanımla­nan ve ergende büyük duygusal çatışmalar yaratan zorlu bir süreçtir.

Ergenlik dönemine giren çocuk, “yeni” vücudunu ve “yeni” benliğini yepyeni bir yaklaşımla düşünmeye başlar. Piaget’ye gö­re çocukluk dönemine özgü olan duyusal- devimsel ve bir ölçüde uzamsal-zamansal düşünme kipleri, ergenlik döneminde yerini akı! yürütme ve soyutlamaya dayanan bi- çimsel-işlevsel ya da varsayımsal-tümevanmcı düşünme kiplerine bırakır. Böylece, bir ölçü­de deneysel düşünceye yaklaşan ergen, yeni düşünceleri sınamak için gerçeklerin karşısına varsayımları koymayı öğrenir. Sonuçta, çocu­ğun yeni uyaranlarla dolu bir dünyada tüm ilgisini kendi fiziksel benliğine yöneltmesi gibi, ergen de yeni düşüncelerle örülmüş bir dünyada kendi düşüncelerini tanımak için çabalar. Kendi ruhsal dünyasma duyduğu bu aşın ilgi, ergeni genellikle iki ayn biçimde dışa vuran bir benmerkezciliğe götürür: Birey ya kendi değerlerinin ve düşüncelerinin baş- kalan için de aynı derecede önemli olduğunu düşünmeye başlar ya da kendisini aşın abar­tarak, başkalanndan üstün olduğunu ve değe­rinin anlaşılamadığını düşünür.

Toplumda kendini belirli bir yere oturta­bilmesi için tutarlı bir kimlik tanımlaması gerektiğini sezen ergenin temel sorunu, “ben kimim?” sorusunu yanıtlamaktır. Bi­rey bu kimlik arayışına girmişken, toplum da ergene yetişkin olarak hangi rolü üstle­neceğini, örneğin hangi mesleği seçeceğini ve toplumca çizilmiş davranış kalıplarından hangisini benimseyeceğim sormaya başlar. Bu nedenle ergenlik döneminin en büyük çıkmazı kimliğin belirlenmesi, toplumsal rolün saptanması ve bu seçime bağlı olarak kişisel özelliklerin oturtulmasıdır. Yetişkin­liğe geçerken kimlik bunalımını çözememiş olan ergenler, bu bunalımın izlerini genel­likle yaşam boyu taşırlar. Bazı gençler, karar verme sürecini ve yetişkinliğe geçiş dönemini geciktirerek bu arayışı sürdürür­ken, bazılan da kendi kimliklerine uyan, ama toplumca onaylanmayan bir seçim yapmanın ikilemini yaşarlar. Karar verme güçlüğü, boşluk duygusu, doyurucu ilişkiler kuramama, çalışma ve dikkatini yoğunlaş­tırma güçlüğü, zaman kavramının bozulma­sı ve gelecek kaygısıyla bocalayan gençte bu süreç ağır bir bunalıma dönüşebilir. Ergenlik, kültürel açıdan da zorlu bir dönemdir. Birçok toplumda yeniyetmelere, vücut ve zekâ gelişmelerine uygun sorumlu-

 

luklar ve görevler verilmediği, yeni kazan­dıkları bu becerileri yaşam deneyleriyle pekiştirme fırsatı yaratılmadığı için, ergen­ler genellikle bir boşluk duygusuna kapılır­lar. Çevrelerini kuşatan yeni düşünceler, kavramlar, değerler ve yeni ilişkiler, kimli­ğini ve kendi imgesini oluşturma, kendi kendine yetme konusunda duydukları ağır sorumluluk duygusu, zaten deneyimsiz olan gençleri yetersizlik ve kendine güvensizlik duygusuyla birlikte bunalıma sürükler. Üs­telik içinde yaşadığı toplum da kendisini kimi kez çocuk, kimi kez yetişkin yerine koyarak nasıl davranacağına karar vermesi­ni güçleştirir. Çocuklardan ve yetişkinler­den beklenen davranış biçimleri toplum değerleriyle tanımlanmış iken, ergenlerden beklenen davranış kalıplarının bu denli açık olarak belirlenmemiş olması, bu iki sınır arasında kalan ergenin durumunu iyice güçleştirir. Öte yandan, gencin cinsel dürtü­lerini ve bağımsızlık duygularını dizginle­mesi için baskı yapan toplum, bazı ergenler­de saldırgan ve tepkisel davranışların geliş­mesine yol açarken, bazılarını da cinselliği yadsımaya iterek bunalıma sürükler. Kimlik arayışı ve ağır ruhsal çalkantılar içinde bocalayan gençlere toplumun anlayışla yak­laşması bu açıdan büyük önem taşır.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir