Erken Hristiyan Sanatı Hakkında Kısaca Bilgi

erken Hıristiyan sanatı, Hıristiyanlığın başlangıcından yaklaşık 6. yüzyıla değin süren dönemde gerçekleştirilen mimarlık, resim, heykel ve bezeme sanatları. Özellik­le İtalya’da ve Akdeniz bölgesinde gelişmiş­tir. Hıristiyanlık, Roma İmparatorluğu’nun son dönemlerinde, gizemcilik ve tinsellik eğilimlerinin bir parçası olmuştu. Hıristi­yanlık geliştikçe sanat yapıtları da süregel­mekte olan geç Antik Çağın sanat anlayışı­nı yansıtmaya başladı. Konuların farklılığı dışında Hıristiyan ve putperest sanat yapıt­ları birbirine oldukça benziyordu. Aynı atölyede hem Hıristiyanlığa, hem de Hıristi­yanlık dışı amaçlara uygun heykeller üretile- biliyordu.

Hıristiyan sanatının bilinen en erken tarih­li örnekleri Roma katakomblanndaki 2. yüzyıldan kalma duvar ve tavan resimleri­dir. Roma katakomblarınm izlenimci Roma sanat anlayışından kaynaklanan şematik bir üslupla bezenmesi 4. yüzyıl boyunca da sürdürüldü. Genel olarak estetik kaygılar gütmeyen, ama ikonografik açıdan önem taşıyan bu resimler, Hıristiyan resim sana­tında ele alınan konuların gelişmesini göste­ren önemli kaynaklardır. İlk dönem Hıristi­yan ikonografisi oldukça simgeseldi. Örne­ğin basit bir balık resmi, İsa’yı çağrıştırmak için yeterli sayılıyordu. Ekmek ve şarap ise Komünyon’u ifade ediliyordu.

Hıristiyanlar 3. ve 4. yüzyıllar boyunca gerek katakomb resimlerinde, gerek başka sanat yapıtlarında alışılmış putperest, imge­lere yeni anlamlar yüklemeye yöneldiler. Örneğin İsa ilk figüratif resimlerinde genel­likle Klasik döneme özgü bir biçimde, “iyi çoban” olarak gösterilirdi. Zaman zaman Apollon ya da Orpheus gibi iyi bilinen tanrı ve kahramanların görüntüsünde betimlendi­ği de olurdu. İsa’nın, daha önceleri yalnızca imparatorlara özgü olduğu kabul edilen yüce değerler kazanması, Hıristiyanlığın dünyevi bir güç durumuna gelmesinden sonra oldu. Anlatılan öyküler önceleri tipo- lojikti ve çoğunlukla Eski Ahit’le Yeni Ahit arasındaki benzerlikleri ortaya koymaya yönelikti. İsa’nın yaşamından alınan ilk sahnelerde, daha çok onun yarattığı muci­zeler canlandırılırdı. Çektikleri (pasyon) ve çarmıha gerilmesi ise, Hıristiyanlığın iyice yaygınlaşmasından önce genellikle kaçınılan konulardı. Dura-Europos’ta 3. yüzyıla ait bir kilisede bulunan, Eski Ahit’ten sahne­lerle İsa’nın mucizelerini konu alan fresk­ler, katakomblardakilere oranla daha özen­lidir. Figürler Yakındoğu’ya özgü bir arka plan önünde, soyutlama yoluyla yumuşatıl­mış geç dönem Helenistik gerçekçiliğiyle verilmiştir. Ayrıntıda izlenen yerel öğeler aslında geç Antik Çağdaki Doğululaşma (Oryantalizm) eğiliminin bir parçasıdır.

Erken Hıristiyan sanatının başlangıcı, Hı­ristiyanlığın daha tam yerleşmediği ve üze­rinde çeşitli baskıların bulunduğu döneme değin uzanır. 313’te İmparator I. Constanti- nus’un (Büyük) Milano Fermanı’nı çıkarta­rak Hıristiyanlara geniş bir hoşgörü tanıma­sı ve onları desteklemesi, dinin yaygınlaş­masını sağladı. Hıristiyanlığı kabul edenle­
rin sayısının artmasıyla birlikte Kilise, bu yeni üyeleri eğitmek ve onlara dinin yüceli­ğini, önemini aktarabileceği yeni mekânlar sağlamak için daha iddialı ölçülerde sanat ve mimarlık yapıtları yaratma gereksinimini duydu.

Çok geçmeden imparatorluğun her yanın­da (birçoğu Constantinus’un desteğiyle) kiliseler ve çeşitli dinsel yapılar yükseldi. Bunların çoğu ya Roma’daki Eski San Pietro Bazilikası(*) gibi bazilika planlıydı, ya da Beytlehem’deki Nativitas (İsa’nın Doğumu) Kilisesi gibi daire (bazen de çokgen) planlı merkezî yapılardı. Büyük boyutlu heykel çok yaygın değildi. En tipik heykel sanatı örnekleri, katakombların azalmaya başlamasıyla yaygınlaşan lahitler- di. Çoğu yüzeysel bir anlatım, fazla geliş­memiş bir biçim ve kompozisyon anlayışı içinde, ama yoğun bir oyma işçiliğiyle ele alınmıştı. Bu döneme tarihlenen Iunius Bannus (ö. 359) lahdinin (San Pietro Bazili­kası kriptası) friz bölümündeki kabartmalar İsa ve havarilerinin en erken tarihli betimle­meleridir. Bu dönemde gene benzer konula­rın ele alındığı fildişi levhaların sanat değeri heykellerden daha üstündü. Kiliselerin du­varları, inananlara yol gösteren resim ve mozaiklerle donatılıyordu. Örneğin Roma’ daki Sta. Maria Maggiore Kilisesi’nin du­varlarına mozaikle Eski ve Yeni Ahit’ten sahneler yapılmıştı. Ayin kitaplarıyla başka yazmalar da resimlerle bezeniyordu. İsken­deriye ve Suriye bu alanda önemli merkez­lerdi.

Erken Hıristiyan sanatı temelde klasik Roma üslubundan kaynaklanmış olsa da, kısa bir süre sonra daha soyut ve yalın bir anlatıma yönelmişti. Sanatta ulaşılmak iste­nen fiziksel güzellik değil, tinsel duyguydu. Bundan ötürü insan figürleri belirli kişiler olmaktan çok, tek bir tip olarak ele alınıyor­du. Bu tipin en belirgin özelliği olan donuk bakışlı büyük gözler, simgesel anlamda “ruhun pencereleri”ydi. Erken Hıristiyan sanatında simgelerin kullanılmasına olduk­ça sık başvuruluyordu. Ana tema üzerinde yoğunlaşabilmek ve düşünceyi açık seçik bir biçimde görselleştirebilmek için kompozis­yonlar genellikle derinliksiz, figürler ise cepheden ve hareketsiz veriliyordu. Erken Hıristiyan sanatı daha önceki doğalcı anla­yıştan kaynaklanmış olmakla birlikte, daha güçlü ve bilinçli bir doğrultuda gelişti.

Mimarlık alanında ise Hıristiyanlığın baş­larında görülen ilk dinsel yapı türü olan ev-kiliselerin yapımı sonraki dönemlerde de
sürdü. 6. yüzyılda Kuzeydoğu İtalya’da görülen basit dikdörtgen mekânlar bu türün bir devamı niteliğindeydi. Gene daha önce­ki dönemlerin daire planlı anıtmezarları sonraki vaftizhanelere model oluşturdu. Hıristiyanlığın resmî din olarak tanınmasın­dan sonra ise dinsel törenler belli kurallara bağlandı ve geleneksel Roma bazilikası bu törenlerin yapılabileceği en uygun yapı türü olarak kabul edilerek geliştirildi.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir