Ermeni Edebiyatı Hakkında Kısaca Bilgi

Ermeni edebiyatı, Ermenice ortaya konan edebiyat yapıtlarının tümü. Eldeki kanıtlara göre Ermenistan’da, 5. yüzyılın başlarında Ermeni alfabesinin bulu­nuşundan önce putperestlik döneminden kalma bir sözlü edebiyat vardı. Ama Hıristi­yanlığın ilk dönemlerinde papazlar coşkuyla dine yöneldiler ve bu sözlü edebiyat örnek­lerinin çoğunu yok etmek için çaba göster­diler. Ermeniler, Hıristiyanlığı kabul etme­lerinden (y. 300) sonra yaklaşık bir yüzyıl süreyle Kitabı Mukaddes’in ve başka dinsel kitapların Yunanca ve Süryanice metinlerini temel almak zorunda kaldılar. Ama halk bu dilleri anlayamıyordu. Sorunu çözmek ama­cıyla piskopos Aziz Mesrop Maştotz Erme­ni alfabesini geliştirdi ve Aziz Sahak (y. 345-439) ile birlikte bir çevirmenler okulu kurdu. İstanbul ve Edessa’ya (bugün Şanlı­urfa) gönderilen bu çevirmenlerin önemli dinsel yapıtların Süryanice ve Yunanca kopyalarını Ermeniceye çevirdikleri söy­lenir.

Ermeni edebiyatının altın çağı olan 5. yüzyılda ortaya konan yapıtların çoğu, bu tür çevirilerdi. Öte yandan Eğişe’yle Parb’lı Ğazar’m yazdıkları tarih kitapları gibi öz­gün yapıtlara da rastlanıyordu. Klasik Er­meni edebiyatının başyapıtı, Eznik Koğbat- zi’nin Rafıziliklerin Tekzibi adlı yapıtıdır. Bazı bölümleri Yunanca kaynaklardan alın­mış olan bu yapıt, putperestlik döneminden kalma Ermeni boşinançlanna, eski İran inanışındaki dualizme, Yunan felsefesine ve Markioncu heretik görüşlere karşı, öğretiye bağlı Hıristiyan inançlarını savunan bir kitap olduğu gibi, karşı çıktığı düşünceler konusunda da değerli bir bilgi kaynağıdır. Ermeni edebiyatında benzeri olmayan, ka­tıksız klasik bir üslupta yazılan yapıtın ilk baskısı 1762’de İzmir’de yapılmıştır. 6-8. yüzyıllar arasında Aziz İoannes Khrysosto- mos ve İskenderiyeli Aziz Kyrillos gibi yazarların yapıtlarının çevrilmesine devam edildi. Ayrıca Platon, Aristoteles ve İsken­deriyeli Philon gibi Yunan yazarlarının dilbilgisi, ilahiyat ve felsefe alanındaki ya­pıtlarının, özgün metinlere son derece sadık çevirileri yapıldı.

  1. ve 11. yüzyıllarda Ermeni edebiyatı, sanatı ve mimarlığı, 5. yüzyıldan sonraki en gelişkin düzeyine ulaştı. 10. yüzyılın en önemli edebiyatçısı, mistik şiirlerinin ve ilahilerinin yanı sıra Neşideler Neşidesi Üzerine Yorum gibi düzyazı yapıtlarıyla da tanınan ve ilk büyük Ermeni şair sayılan Aziz Krikor Narekatzi (951-1001) idi. Aynı yüzyılda, ama daha erken bir tarihte yazılan Tovma Ardzruni’nin Ardzruni Hanedanının Tarihi adlı yapıtı, bu hanedandan yana bir yaklaşımı yansıtmakla birlikte, Ermenilerin 936’ya kadarki tarihleri konusunda en önemli bilgi kaynağıdır. Daha sonra adı bilinmeyen bir yazar, Ardzruni’nin kaldığı tarihten devam ederek yapıtı 1121’e değin getirdi. Katoğikos (baş patrik) VI. Hovlıan- nes Draskhanakerdatzi’nin 10. yüzyılda ka­leme aldığı Ermenistan Tarihi ise, Arap- Ermeni ilişkileri konusundaki bilgiler açı­sından değer taşır; yazarın kendisi de anlat­tığı son olaylarda önemli bir rol oynamıştır. 10. yüzyıl sonları ve 11. yüzyıl başlarında ortaya konan yapıtlar arasında, Piskopos Ukhtanes’in Ermenistan Tarihi ve Gürcü­lerle Ermenilerin Bölünmesinin Tarihi adlı yapıtları yer alır. Istepannos Asoğik’in gü­venilir bilgiler içeren ve ustaca yazılmış Dünya Tarihi adlı yapıtı, 11. yüzyıl başla­rında tamamlanmıştır. Aristakes Lastiverd- tzi’nin Bagrathlann yıkılışını (1045), Ani kentinin kuşatılmasını ve alınmasını (1064) ve Selçukluların zaferlerini anlatan Erme­nistan Tarihi adlı yapıtı ise, yalnız tarih kitabı değil, bir düzyazı ağıt da sayılabilir.
  2. yüzyıldan sonra Ermeni edebiyatı doğu ve batı edebiyatları olmak üzere ikiye ayrıldı. Her iki edebiyatta da klasik dilden başka, konuşma dilinde de yapıtlar verildi. Memlûklerin (1375) ve Timurlenk’in (1385) istilalarıyla uzun sürecek bir kültürel ve edebi çöküş dönemine girildi.

Bu kültürel çöküşten kurtulmaya 17. yüz­yılda başlandı. Tebrizli Arakel’in (1602-70), Sargavak Zakarya’mn (1627-99) ve Eremya Çelebi Kömürciyan’ın (1637-95) tarih kitap­ları, daha çok Anadolu ve İran toprak beylerinin yaptıklarım ve İstanbul’da geçen olayları anlatıyordu. Bu dönemde Ermeni yazarların Batılı bilginlerle ilişkiye girdikleri ve Latince yapıtlardan yararlandıkları da görülüyordu. İsfahan’da yeni kurulan tica­ret sömürgesi Yeni Culfa’da 1614’te doğan ve 1674’te Marsilya’da ölen Erivanlı Başpis­kopos Oskan, Amsterdam’da 1666-68 ara­sında ilk Ermenice Kitabı Mukaddes’i bastı. Dindışı edebiyatın örnekleri ise 13. yüzyıl­dan başlayarak bir dizi halk şairinin yapıtla­rında görüldü. Bu şairlerin en tanınmışları arasında Ermeni edebiyatında dünyevi aşk konusunu işleyen ender şairlerden Nahapet Kuçak (16. yy) ile Hovnatan Nağaş (1661- 1722) sayılabilir. Bu tür şiir yazan şairlerin en ünlüsü bir sonraki yüzyılda yetişen ve Sayat-Nova adıyla tanınan Aruthin Sayad- yan’dır (1712-95).

  1. yüzyılda kültür ve düşünce alanında bir canlanma dönemine girildi. 19. yüzyıl orta­larına gelindiğinde, çağdaş bir Ermeni ede­biyatının gelişmesi için gerekli koşulların olgunlaşmış olmasına karşın yazarlar ara­sında henüz dil konusunda bir anlaşma sağlanamamıştı. Hem Anadolu’daki, hem de Rusya’daki Ermeni yazarlardan eski klasik dilin savunucuları ile çağdaş konuşma dillerini savunanlar arasında, bunlardan hangisinin yeni düşünceleri iletmede daha uygun olacağına ilişkin tartışmalar baş gös­terdi. Bu tartışmaların sonunda konuşma dilini savunanlar baskın çıktı. Böylece doğu Ermeni edebiyatında Erivan lehçesi (rusa- hayeren), batı Ermeni edebiyatında ise İstanbul lehçesi (tırkahayeren) kullanılmaya başladı. Ermeni yazarlar Avrupa edebiyatı­nı örnek aldılar ve onun düzeyine ulaşmaya çalıştılar. Batı Ermeni edebiyatında Hagop Baronyan (1842-91) ve Ervand Odian (1869-1926) başarılı yergi romanlarıyla ve tiyatro yapıtlarıyla, Krikor Zohrab da (1861-1915) gerçekçi öyküleriyle tanındı. Tiyatro alanında ise Baronyan, günümüzde de ilgi toplayan Bağdasar Ağpar ve Doğulu Dişçi gibi komedileriyle öne çıktı.

Batı Ermeni edebiyatında fazla gelişmeyen roman türünde, Sovyet Ermenistam’nda güçlü yapıtlar verildi ve bunlar Ermenilerin ahlaksal, toplumsal ve siyasal özlemlerini dile getirmenin bir aracı oldu. “Çağdaş Ermeni edebiyatının kurucusu” olarak tanı­nan Haçatur Abovyan (1809-48), Ermenis­tan’ın Yaraları adlı yapıtını 1841’de yazdı. Ermeni romancıların en ünlüsü Hagop Me- lik-Hagopyan’dı (Raffi) (1835-88). Doğulu Ermeni şairlerden Hovhannes Thumanyan (1869-1923), lirik ve öykülü şiirleriyle tanın­dı. Başyapıtı sayılan, gelenekselleşmiş şar­kılarla dolu Anuş adlı kısa destanı, kısa bir süre sonra operaya uyarlandı. En tanınmış Ermeni oyun yazarı ise, o dönemde Tiflis’ teki Ermeni toplumunu anlatan ve çoğu Tiflis lehçesiyle yazılmış Yaygara, Pepo, Kırık Kalp gibi komedileriyle tanınan Gab- riel Sundukyan’dır (1825-1912).

İstanbul’un batı Ermeni edebiyatının en önemli merkezi olma özelliğini hızla yitir­mesi, Ermeni edebiyatında yeni bir çöküş döneminin başlamasına yol açtı. Bununla birlikte Paris, Beyrut, Kahire, Boston gibi kentlere dağılan Ermeni yazarlar, yazmayı sürdürdüler. Anadolu’daki Ermenilerin bir bölümü doğuya giderek orada bir ölçüde özerklik elde etti. Ermeni edebiyatı, 1936’da Ermenistan SSC’nin kurulmasından sonra özendirilmekle birlikte, devlet deneti­mine girdi.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir