Ermeniler Nerede Yaşamışlardır Hakkında Kısaca Bilgi

Ermeniler, tarihsel olarak Anadolu’nun çeşitü yörelerinde ve bugünkü Ermenistan’ ın kapsadığı bölgelerde yaşamış, eski bir kültüre sahip halk. 1990’ların başlarında eskiden Sovyetler Birliği’ni oluşturan cum­huriyetlerde, yarıdan çoğu Ermenistan’da olmak üzere 4,5 milyon dolayında Ermeni yaşamaktaydı. Azerbaycan ve Gürcistan’ da, Kafkaslar ile Ortadoğu’nun öteki bölge­lerinde yaşayanların sayısı ise 1 milyonu aşıyordu. Çok sayıda Ermeni de Avrupa ve Amerika’ya göç etmiştir. Türkiye’de, çoğu İstanbul’da olmak üzere 55 bin dolayında Ermeni bulunmaktadır.

Eski Yunanlı tarihçilerden Herodotos ve Rodoslu Eudoksos Ermenileri, Anadolu’ya Trakya’dan gelen Frigyahlarla ve onların buyrukları altına aldıkları ve dillerini kabul ettirdikleri halklarla ilişkilendirmiştir. Pers- ler tarafından Armina ve Yunanlılar tara­fından Armenioi olarak adlandırılan Erme­niler kendilerine Hayk (tekil Hay), yaşadık­tan topraklara Hayastan adını verdiler. Ermeni dili Hint-Avrupa dil ailesindendir, ama fonetik ve gramer açısından Kafkasya dilleri ile bazı ortak özellikleri vardır; Türkçeden de etkilenmiştir. Ermeniler ge­nellikle ya Monofizit Ermeni Apostolik Kilisesi’ne (Gregoryen) ya da Katolik Kili- sesi’nin Ermeni Katolik koluna bağlıdır; Protestan olanları da vardır.

Ermeni uygarlığının temelleri İÖ 6. yüzyıl­da, eski Urartu Krallığı’nm kalıntıları üze­rinde atıldı. Urartu, güçlü müttefiki Asur’ un Babil ve Medler tarafından fethinin ardından, İskitler ve Kimmerler tarafından istila edilmişti. Ermeniler yöreye geldikle­rinde, Urartu uygarlığının izleri, özellikle tarım alanındaki buluşları büyük olasılıkla henüz yok olmamıştı. Yöreye yeni yerleşen­ler, kısa bir süre sonra İÖ y. 550’de Pers (Ahameniş) İmparatorluğu’nun bir vilayeti durumuna gelecek olan Med İmparatorlu­ğu’nun egemenliği altına girdiler. Yerel yönetim, Pers kralına haraç ödeyen köy yetkilileri tarafından yürütülüyordu. İÖ 331’de Büyük İskender’in istila ettiği bölge, 301’de Selevkos İmparatorluğu’nun parçası oldu.

İÖ 190-189’da Selevkosların Roma’ya bo­yun eğmesinden sonra bölge iki vilayete ayrıldı ve II. Dikran’m (hd İÖ y. 95-y. 55) yönetimine değin yeniden birleşmedi. II. Dikran’ın yönetiminde Ermeniler güçleri­nin doruğuna ulaştılar. İberia, Albania, Atropatene ve Suriye ile Parthia’nın bir bölümünü yönetimleri altına alarak güneye doğru genişlediler ve kısa bir süre için yörenin en güçlü uygarlığını oluşturdular. Ama İÖ 66’da II. Dikran toprak vererek Roma ile ittifak kurmak zorunda kaldı. Ermeniler bundan sonra Roma ile Partlar ve Persler arasında İS 3. yüzyıla değin süren rekabetin odağında yer aldılar.

Surp (Aziz) Krikor Lusavoriç’in Ermeni- lere Hıristiyanlığı öğretmesi ve İS y. 300’ de Hıristiyanlığın resmî din olarak kabu­lü, Pers Devleti’nden ve Doğu’dan sürekli bir kopuşa yol açtı. 390 dolayında, Ermeni topraklan ikiye ayrıldı ve bunlardan biri Bizans İmparatorluğu’nun parçası haline gelirken, öteki Pers egemenliği altında kaldı. Perelerin gücü azaldıkça, Ermeniler üzerin­deki Bizans etkisi güçlendi. Gene de, Erme­ni Kilisesi’nin 451’de Khalkedon (Kadıköy) Konsili’nin kararlarını reddederek Orto­doks Kilisesi’nden kopması Ermenilerin ayrı kimliklerini korumaya yaradı. 653’te Arapların yönetimi altına girmekle birlikte özerkliklerini büyük ölçüde korudular. Bi­zans İmparatorluğu içinde de önemli bir yeri olan Ermeniler bu dönemde doğu sınınnın gerisine, Orta ve Güney Anadolu’ ya yayıldılar.

Ermenilerin yaşadığı bölgenin 11. yüzyılda kısa bir süre için canlanan Bizans İmpara­torluğu tarafından ilhak edilmesini Selçuklu akınlan izledi. 11. yüzyılın son çeyreğine gelindiğinde bölgenin büyük bölümü Türk- lerin egemenliği altına girmişti. 13. yüzyıl­da, o sırada bir bölümü Gürcistan’a ait olan bölge Moğolların istilasına uğradı. Selçuklu­ların Anadolu’yu fethetmesi üzerine Kilik- ya’ya göç eden Ermeniler, Haçh seferleri döneminde Batı’yla ittifaka girdiler ve Frank kültüründen önemli ölçüde etkilendi­ler. Kilikya’nın Ermeni yöneticileri 13. yüzyılda Memlûklerin Suriye’den yaptıkları akmlara karşı koymak için Moğollarla işbir­liği yaptılar. 1375’te en önemli kalelerinin düşmesiyle birlikte yönetimleri sona erdi.

  1. yüzyıhn başından itibaren Ermeniler bir kez daha birbirine düşman iki ülkenin, Osmanlı Devleti ile İran’ın çekişme alanın­da kaldılar ve bu durum 17. yüzyıl boyunca da sürdü. Bu dönemde Ermeniler Avrupa ile Doğu arasındaki ticarette önemli rol oynadılar. Osmanlı Devleti içindeki Erme­niler arasından çok sayıda tüccar, zanaatçı ve özellikle Tanzimat’tan sonra, memur yetişti. Yunan başkaldırmasından sonra Os­manlI Devleti’ne bağlılıklarından ötürü “millet-i sadıka” olarak bilinen Ermenilerin birçoğu kendi dillerinden çok Türkçe ko­nuşmaktaydı.

Rusya’nın 19. yüzyıl başlarında Kafkas- lar’a doğru genişlemesi ve Avrupa’da aydın­lanma düşüncesinin yayılması, Ermeni kül­türünün yeniden canlanmasına ve yabancı­ların Osmanlı yönetimi altındaki Ermenile­rin durumuyla ilgilenmelerine yol açtı. Os- manlı-Rus Savaşı (1877-78) ve Ayastefanos (Yeşilköy) Antlaşması’ndan (3 Mart 1878) sonra konu “Ermeni Sorunu”na dönüştü.

1880’lerin sonlarında, özellikle doğu vila­yetlerindeki Ermeniler arasında, Rusya’nın da desteğiyle, milliyetçilik akımı güçlenmeye başladı. Hareketin büyümesi ile birlikte farklı politik gruplar örgütlendi. 1887’de Hmçak (Ermeni dilinde “Çan”), 1890’da Taşnak (Ermeni dilinde “İttifak”) partisi kuruldu. Dönemin padişahı II. Abdülhamid bütün ayrılıkçı hareketleri bastırmakta ka­rarlıydı. Bu amaçla, yöredeki aşiretlerin Ermenilere karşı duyduğu düşmanlık ve kızgınlıktan yararlandı. Bu aşiretlerin ey­lemleri ve vergilerdeki yüksek artış, Ermeni radikallere başkaldırı için iki gerekçe ver­miş oldu. Sasun’daki Ermeniler vergi öde­meyi reddederek ayaklandılar, ama ayak­lanma yerel aşiretlerden oluşturulan Hami- diye Alaylarımın yardımıyla bastırıldı (1894). Çatışmalarda iki taraftan da çok sayıda insan öldü, köyler yakıldı.

AvrupalI güçlerin davalarına ilgi gösterme­sini sağlamak amacıyla, Rusya’dan gelen bir grup Ermeni eylemci iki yıl sonra İstanbul’ da Osmanlı Bankası’m işgal etti. Ama Rus elçiliğinin müdahalesiyle, tedhişçiler eylem­lerine son vererek cezalandırılmadan Rus­ya’ya döndüler. I.Dünya Savaşı sırasında Kafkasya’daki Ermeniler OsmanlIlara karşı Rus ordusuna yardım etmek üzere gönüllü taburları kurdular. 1915’in başlarında Os­manlI hatlarının gerisindeki Ermenilerden de asker toplayarak yöredeki Müslüman nüfusa karşı eylemlere giriştiler. Osmanlı hükümeti cephe gerisindeki bu tehlikeyi önlemek ve düzeni yeniden kurmak için, Ermeni nüfusun Rus Cephesi’nden Suriye ve Filistin’e gönderilmesini emretti. Erme- nilerin soykırım iddialarına yol açan bu zorunlu göç sırasında ölen Ermenilerin sayısı bugün de süren bir tartışma konusu­dur. Ermenilerin daha yüksek sayılar ver­mesine karşılık, A. J. Toynbee gibi bazı Batılı tarihçiler göç sırasında 600 bin Erme- ninin öldüğünü ileri sürmekte, J. McCarthy ise bütün I. Dünya Savaşı boyunca ölen Ermenilerin sayısını 600 bin olarak vermek­tedir. Kâmuran Gürün, 1914’te Osmanlı Devleti sınırları içinde 1.300.000 Ermeni olduğundan hareketle, göç ettirilenlerin sayısının 702.900, savaş boyunca ölenlerin 200 bin dolayında, göç sırasında ölenlerin ise 100 binin çok altında olduğunu hesapla­maktadır. Daha sonra çok sayıda Ermeni Sovyetler Birliği ile Avrupa ve Amerika’ya göç etmiştir.

1918’de Ermeniler, Gürcüler ve Azerilerle birlikte Transkafkasya Federal Cumhuriye- ti’ni kurdular, ama birkaç ay içinde bu birlik dağıldı. Mayıs 1918’de kısa ömürlü bir Ermeni Cumhuriyeti kuruldu. Kasım 1920’de Sovyet ordusunun işgal ettiği Erme­nistan 1922’de Gürcistan ve Azerbaycan ile birleşti. Böylece SSCB’nin bir parçası olan Transkafkasya Sovyet Federe Sosyalist Cumhuriyeti kurulmuş oldu. 1936’da kabul edilen yeni Sovyet anayasası Ermenistan’a Sovyetler Birliği içinde ayrı bir cumhuriyet statüsü kazandırdı. 1991’de SSCB’nin dağıl­masıyla Ermenistan bağımsızlığını kazandı.

  1. yüzyıl başlarına değin Ermeniler esas olarak tarımla uğraşırdı. Ama 1930’dan sonra Ermenistan’da sanayi önemli ölçüde gelişti. 1980’de, Ermenistan’ın yaklaşık yüz­de 90’ı Ermeni olan nüfusunun üçte ikisi kentlerde yaşıyordu. Öteki ülkelerdeki Er­meniler arasında da kentleşme eğilimi ağır basmıştır.

Ermeniler mimarlık, resim, heykel ve müzik alanlarında belirgin biçimde görülen gelişmiş ve çeşitlendirilmiş bir kültüre sa­hipti. Sanat etkinliklerinin 14. yüzyılda en üst düzeye çıktığı görülür. Ermeni edebiyatı bu dönemden sonra da gelişmesini sürdür­müş ve 19. yüzyılda Rus ve Osmanlı
egemenlikleri altında güçlü bir yeniden canlanma dönemine girmiştir.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir