Erzurum Hangi Bölgede Nüfusu Özellikleri Kısaca

Erzurum, topraklarının bir bölümü Kara­deniz Bölgesi, daha büyük bölümü Doğu Anadolu Bölgesi sınırları içinde kalan il ve il merkezi kent. Yüzölçümü 25.066 km2 olan Erzurum ili kuzeyde Rize ve Artvin, kuzeydoğuda Ardahan, doğuda Kars ve Ağrı, güneyde Muş ve Bingöl, batıda Erzin­can ve Bayburt illeriyle çevrilidir.

Doğal yapı. Türkiye’nin yüksek ve enge­beli bir kesiminde yer alan Erzurum toprak­larının büyük bölümünün yüksekliği 2.000 m’nin üzerindedir. Egemen yüzey şekilleri­ni genellikle doğu-batı doğrultulu dağlarla bu dağlar arasında uzanan çöküntü alanları oluşturur. İlin doğal sınırlarını kuzeyde Doğu Karadeniz Sıradağlarının)*) kıyı dağ­larından Rize Dağları, güneyde ise Bingöl Dağları çizer. Bu yüksek dağlar arasında kuzeyden güneye doğru birbirine koşut dağ dizileri yer alır. Doğu Karadeniz Sıradağla­rının iç sıralarını oluşturan Çoruh-Kelkit Dağlarına)*) bağlı Mescit Dağının)*) güne­yinde Karasu-Aras Dağları)*) uzanır. İlin en yüksek noktası Mescit Dağının 3.239 m’ye erişen doruğudur. Öteki önemli yük­seklikler kuzeyde Artvin sınırındaki Deve Dağı (3.202 m), Dumlu Dağı (3.169 m) ve Palandöken Dağıdır (3.176 m). Karasu- Aras Dağlarının doğu kesimindeki uzantısı sayılan Palandöken Dağı, Çoruh ile Karasu ve Araş havzalarının su bölümü çizgisini de oluşturur. İlin doğu kenanndaki yüksek düzlükler ise Erzurum-Kars Platosu(*) adıyla anılır. Bu yüksek dağ ve plato alanları arasında dağların uzanışına koşut olarak iki önemli çöküntü alanı yer alır. Rize Dağlan ile Mescit Dağı arasında uza­nan Çoruh-Kelkit Vadi Oluğu)*) ilin kuzey kesiminden geçer. Erzincan-Tercan-Erzu- rum-Pasinler-Iğdır çöküntü alanı dizisi için­deki Erzurum ve Pasinler ovaları ilin orta kesimini kaplar.

İl topraklarının önemli bir kesiminin sula­rını Çoruh, Karasu ve Araş ırmaklarıyla, bunların kollan toplar. İlin güneyindeki Hınıs yöresinin suları ise Murat Irmağı- na(*) katılır. Erzurum’dan çıkan sular üç ayrı havzaya yönelerek Karadeniz’e, Hazar Denizine ve Basra Körfezine akar. Mescit Dağının güney yamaçlarından doğan ve batıya doğru akan Çoruh Irmağının en önemli kolu Oltu Çayıdır. Gene aynı dağ­dan doğan ve Tortum Gölüne dökülen Tortum Çayı, gölden çıkışta Tortum Çağla­yanını oluşturur ve Oltu Çayına katılır. Üzerinde bir hidroelektrik santral bulunan çağlayan, aynı zamanda ilin başta gelen doğal güzelliklerindendir. Erzurum Ova­sının kuzeyindeki Dumlu ve Kargapazarı dağlarından inen suların oluşturduğu Ka­rasu Irmağı)*), ovayı suladıktan sonra il sınırlarının dışına çıkar. Araş ise Bingöl Dağlarının kuzey yamaçlarından doğar, Tekman Yaylasının sularını alarak Pasinler Ovasını suladıktan sonra il sınırlarını terk eder.

Erzurum-Kars Platosu ve Tekman Yaylası gibi yüksek düzlüklere oranla ova düzlükle­ri ilde az yer kaplar. Yüksek düzlük alanlar

 

geniş doğal otlaklardır ve hayvancılık bakı­mından büyük önem taşır. Erzurum, Pasin­ler ve Hınıs ovaları gibi alçak düzlükler ise bitkisel üretim açısından önemlidir. Erzu­rum dağlık bir yöre olmasına karşın, orman örtüsü bakımından oldukça yoksuldur. İlin güney kesiminde az miktarda meşe toplu­lukları vardır. Bitki örtüsünü genellikle step bitkileri oluşturur. Bahar aylarında stepleri kaplayan zengin çayırlar yazın kuruyup sararır. Dağlık yöreler av hayvanları açısın­dan zengindir; sularda ise alabalık ve yaym- balığına rastlanır.

Ekonomi. İl yeraltı kaynakları açısından oldukça zengindir, ama bunların hepsi işle- tilmemektedir. Şenkaya yakınlarında bakır­lı prit, Aşkale yakınlarında alçıtaşı, Pasinler yakınlarında perlit, Merkez ilçe yakınların­da tuğla ve kiremit hammaddesi, Aşkale, Çat, Tortum, Tekman, Hınıs, Narman ve Şenkaya’da tuz, Aşkale, İspir, Şenkaya, Oltu ve Pasinler’de linyit yatakları bulunur. Çeşitli biçimlerde işlenerek süs eşyası yapı­lan ünlü oltutaşı, Oltu ilçesinden çıkarılır. Ayrıca ilin pek çok yerinde, bazılarında tesis bulunan kaplıca ve madensuyu kay­nakları vardır.

Erzurum, ekonomik açıdan Türkiye’nin az gelişmiş illeri arasında yer almakla birlikte, ticaret yolları üzerindeki konumu ve hayvan alım satımındaki ağırlığıyla Doğu Anadolu Bölgesi’nin önemli bir merkezidir. İklim ve öteki doğal koşulların elverişliliği nedeniyle hayvancılık, halkın en önemli geçim kayna­ğı olagelmiştir. Daha 19. yüzyılda yurt- dışına sözü edilmeye değer miktarlarda hayvan ve hayvansal ürün satışı yapan Erzurum, İstanbul’un hayvansal ürün ge­reksinmesini karşılayan başlıca merkezler arasındaydı. 1939’da yöreye ulaşan demiryo­lunun ve 1950’lerden sonra gelişen karayolu ağının pazar ilişkilerini daha da genişletme­siyle, hayvan ve hayvan ürünlerinin topla­nıp dağıtıldığı önemli bir merkez durumuna geldi. Koyun yetiştiriciliği geleneksel yayla­cılık yöntemiyle yapılır ve en çok morkara- man soyu koyun yetiştirilir. Sığır besiciliği ise 1950’lerde, şeker fabrikasının açılmasın­dan sonra başlamış ve gelişmiştir. Uzun bir geçmişi olan at yetiştiriciliğinin Cumhuriyet sonrasındaki gelişimine, yöreye özgü bir spor olan cirit karşılaşmalarının canlı tutula­rak sürdürülmesinin katkısı olmuştur. Ta­vukçuluk ve arıcılık gibi geleneksel ekono­mik uğraşlar da yaygındır. İlde hayvan yetiştiriciliği daha çok canlı hayvan ticareti­ne ve ihracına yönelik olduğundan, hayvan­sal ürün imalatı, hayvan varlığına oranla düşüktür. Et, yağ, peynir ve yoğurt başlıca hayvansal ürünlerdir. Yapağı, kıl ve deri üretimi de önem taşır.

Bitkisel üretim hayvancılığa göre ikincil konumdadır. Ürün çeşitlenmesi az, modern girdi kullanımı da düşüktür. Hâlâ büyük ölçüde nadaslı kuru tarla tarımı yapılır. En önemli ürünler patates, yem bitkileri, buğ­day, şeker pancarı ve arpadır. Sebzecilik ve meyvecilik, Karadeniz Bölgesi’ne taşan ke­simde bulunan Çoruh Vadisinde ve ona açılan küçük vadilerde yoğunlaşmıştır. Ol­tu, Tortum, İspir ve Olur’da çeşitli kış sebzeleriyle armut, elma, dut ve kızılcık yetiştirilir. Tortum kızılcıklarından yöreye özgü kızılcık pestili yapılır.

İlin 1968’de kalkınmada öncelikli iller arasına alınmasına ve çeşitli özendirici ön­lemlere karşın, imalat sanayisi gelişmemiş­tir. Büyük ölçekli kuruluşların önemli bölü­mü kamuya aittir. Başlıca imalat dalları gıda, dokuma, metal eşya ve makine imalatı ile orman ürünleri sanayisidir. Erzurum kentindeki önemli kamu kuruluşları Et ve Balık Kurumu’nun et kombinası, Süt En­düstrisi Kurumu’nun (SEK) süt ürünleri fabrikası ve ayrıca şeker, ispirto ve yem fabrikalarıdır. Bunlardan başka özel kesime ait un fabrikaları, deri ve deri konfeksiyon, bitkisel yağ, linyit, biriket fabrikaları ile bütan gaz dolum tesisleri vardır. İlçelerdeki sanayi kuruluşları ise Aşkale’deki çimento, İspir’deki ayakkabı, Pasinler’deki tuğla ve kiremit fabrikalarıyla kaynak tuzlalarıdır. Oltutaşı işlemeciliği ve ev dokumacılığı gibi geleneksel el sanatlarının yanı sıra küçük sanayi de gelişmiştir. Tarım araçları ve çeşitli ev gereçleri üreten, oto onarım ve bakımıyla uğraşan, döküm ve torna işleri yapan işyerleri, mobilya ve doğrama atölye­leri yaygındır.

Tarih. Hasankale’de 1942’de yürütü­len ilk yüzey araştırmalarında obsidyen ve bazalttan yapılmış, Paleolitik Çağa ait aletler bulunmuştur. Daha sonra Ilıca’nın batısındaki Karaz Höyüğü’nde Kalkolitik ve İlk Tunç Çağı çanak çömleği ele geçirilmiş­tir. Erzurum’un 20 km güneybatısındaki Pulur Höyüğü’nde(*) yapılan kazılarda ise İÖ 4000’lere tarihlenen bir yerleşme ortaya çıkarılmıştır. Erzurum’un 15 km kuzeydo­ğusundaki Güzelova köyünde yapılan Tu- fanç kazısı buluntuları arasında yer alan, tabanı yuvarlak ağaçlarla döşeli ve kenarlan taştan yapılmış hayvan yemlikleri, yöre halkının İÖ 3000’lerde hayvancılıkla uğraş­tığını göstermektedir.

Erzurum’un yazılı tarihine ilişkin ilk belge­ler Hitit döneminden kalmadır. Boğazköy’ de(*) bulunan tabletlerde, yörenin uzun süre çeşitli savaşlara sahne olduğu be­lirtilir. Hitit kaynaklarında Azzi-Hayaşa ülkesi olarak geçen topraklar arasında yer alan yöre daha sonra Diavehi olarak adlan­dırıldı. Yöre İÖ 9. yüzyılda Urartu, ardın­dan Pers egemenliğine girdi. İÖ 4. yüzyılda yörede Ermeniler ve ayrıca Kürtlerin atası sayılan Karduklar yaşıyordu. İÖ 2. yüzyılda Romalılar ile Partlar, İS 3. yüzyılda ise Sasaniler ile BizanslIlar arasında çekişme konusu oldu. Yörede daha sonraları sırasıy­la Arap, Saltuklu, Anadolu Selçuklu, İlhan­lI ve Eretna Beyliği yönetimleri yaşandı. Timur’un, Karakoyunlularm, Akkoyunlu- ların, Safevilerin egemenliklerine giren yö­reyi, Mısır seferinden dönen I. Selim (Ya­vuz) 1517’de Osmanlı topraklarına kattı. Erzurum, Ruslarca ilk kez Temmuz 1829’da işgal edildi. İki ay sonra Edirne Antlaşması (14 Eylül 1829) uyarınca yöreden çekilen Ruslar, 1877-78 Osmanlı-Rus Savaşı sırasın­da ikinci kez Erzurum önlerine geldiler. Osmanlı tarihinde daha çok 93 Harbi olarak anılan bu savaşta Erzurum güçlü bir direniş­ten sonra düştü. Yedi ay süren işgal, Berlin Antlaşması’yla (13 Temmuz 1878) sona erdi. Şubat 1916’da üçüncü kez Erzurum’a giren Rus ordusu, Sovyet Devrimi sonrasın­da, Aralık 1917’de kentten çekildi; onların yerini Ermeniler aldı. 3 Mart 1918’de Brest- Litovsk’ta yapılan antlaşmayla yeniden Os­manlI topraklarına katılan Erzurum, Kurtu­luş Savaşı’nda önemli bir rol oynadı. Ya­bancı işgaline karşı direnme ve ülke bütün­lüğünü savunma kararı Erzurum Kongre- si’nde(*) alındı.

Kentin yapısı. Kent eskiden Karnoi, Karin, Karin tis adlarıyla anılırdı 5. yüzyılda bunun yerine kurulan kente Bizans impara­toru II. Theodosios’un anısına Theodosio- polis adı verildi. Kent, Sasani saldırılarına direndi. 7. yüzyılda Arap ordularınca ele geçirildi. Yöredeki Arap-Bizans çekişmesi uzun süre devam etti. Theodosiopolis ya­kınlarındaki açık bir ticaret kenti olan Arzen’i, 11. yüzyıl ortalarında doğudan gelen Türkmenler ele geçirdi. Türkmenler- den kaçan Arzen halkının sığındığı Theodo- siopolis’in bundan sonra Erzen-i Rum, Ar- zırum, Erz-Rum gibi adlarla anıldığı ve bu adların zamanla Erzurum’a dönüştüğü sanı­lır. Erzurum kenti, ilin ortasında, Erzurum Ovasının güneydoğu kenarında ve Palandö­ken Dağı eteklerinde yer alır. 1830’lara değin surlarla çevrili olmasına karşın, bu tarihten sonra surlar yıkılmaya, evler de sur dışına taşmaya başlamıştır.

19. yüzyılın ikinci yarısında dış surlar tümüyle ortadan kalkmıştır. Demiryolu güneybatı-kuzeydo- ğu doğrultusunda kentin kuzeyinden, bir yay çizen Aşkale-Horasan karayolu da gü­neyinden geçer. Batıda Atatürk Üniversite- si’yle, güneydoğuda askeri alanlarla sınırla­nan kent, zamanla karayolunun kuzeyinde, batıya doğru gelişmiştir.

1957’de kurulmuş olan Atatürk Universite- si’nin Erzurum’daki fakülte ve yüksekokul­larından başka Ağn, Erzincan ve Kars’ta da birimleri vardır. Kentte Göğüs Hastalıkları, Verem, Numune, SSK Erzurum Bölge ve Atatürk Üniversitesi hastaneleri ile kentin ilk hastanesi olan Mareşal Çakmak Askeri Hastanesi vardır.

Eskiden beri önem taşıyan Trabzon-İran yolu, Trabzon limanından başlayıp Zigana ve Kop geçitlerini aşarak gelir; Erzincan kentinden gelen karayoluyla Aşkale’de ke­siştikten sonra Erzurum kentinden ge­çer ve Ağrı ilindeki Gürbulak sınır kapısın­dan İran’a girer. Erzurum’un önemli kent­lerle havayolu bağlantısı da bulunmaktadır. Haydarpaşa-Kars demiryolu kentten geçer.

Tarihsel yapılar. Her dönemde canlı bir merkez olan, bir dönem Saltuklulara baş­kentlik de yapan Erzurum’da zengin bir tarihsel yapılar topluluğu vardır. Bu yapıla­rın çoğu yıkılmıştır ama, ayakta kalanlar yöre kültürünün zenginliğini göstermeye yeter. 5. yüzyılda, Bizans imparatoru II. Theodosios zamanında yapılan kalenin dış ve orta surları bugün yıkıntı durumundadır. Kalenin avlusunda tuğla tonozlu bir hamam ve sundurma, çevresinde ise toprak damlı odalar, koğuşlar ve depolar vardır. İç kalenin güneyindeki Kale Mescidi’ni 12. yüzyılda İzzeddin Saltuk’un yaptırdığı bili­nir. Mescidin yanında gene bir Saltuklu yapısı olan Tepsi Minare(*) (Saat Kulesi) bulunur.

12. yüzyılda yapılan, daha son­raki yüzyıllarda onarıldığına ilişkin ya­zıtları bulunan Erzurum Ulucamisi(*), Lala Mustafa Paşa’nın yaptırdığı bilinen Lala Paşa Camisi ve Kuyucu Murad Paşa’nın yaptırdığı Murad Paşa Camisi tarihsel değe­ri olan birçok önemli camiden yalnızca birkaçıdır. Öteki Osmanlı dönemi camileri ise Gürcü Kapısı (Ali Ağa), Boyahane, Caferiye, Kurşunlu (Feyziye), Pervizoğlu, Derviş Ağa, Gümrük, Bakırcı, Narmanlı, İbrahim Paşa, Şeyhler, Cennetzade ve Esad Paşa camileridir. Medreselerin en ünlüleri
ise Hatuniye Medresesi olarak da bilinen Çifte Minareli Medrese(*) ve Yakutiye Medresesi’dir(*). Ahmediye, Kurşunlu, Pervizoğlu ve Şeyhler medreseleri de Os­manlI dönemine ait önemli yapılardır. Anadolu’nun en eski kümbetlerinden biri olan, 12. yüzyıl yapısı Emir Saltuk Kümbeti, Çifte Minareli Medrese’nin güneyin­deki üç kümbetin en büyüğüdür. Öteki önemli kümbetler Karanlık Kümbet, Gü­müşlü Kümbet, Cimcime Sultan ve Rabia Hatun kümbetleridir. Rüstem Paşa’nın 16. yüzyılda yaptırdığı ve Taşhan adıyla da bilinen Rüstem Paşa Kervansarayı, dönemi­nin önemli yapılarındandır. Kentte ayrıca çok sayıda türbe, hamam, han ve çeşme vardır. 1942’de Çifte Minareli Medrese’de açılan ve 1968’de kendi binasına taşman Erzurum Arkeoloji Müzesi’nde Paleolitik Çağdan yakın dönemlere değin tarihlenen yaklaşık 10 bin buluntu sergilenmektedir.

 

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir