Jacob Epstein Kimdir Hayatı Eserleri Kısaca

Epstein, Sir Jacob (d. 10 Kasım 1880, New York kenti – ö. 21 Ağustos 1959, Londra), 20. yüzyılın en önemli portre heykelcilerinden biri. Yapıtları çok yenilikçi sayılmasa da, özellikle karakterleri yansıt­madaki duyarlılığı ve hacimlendirme tekni­ğindeki ustalığı ile önem kazanmıştır.

Epstein önceleri ressam olmak istiyordu. New York kentinde getto yaşamını betimle­yen çizimler yaptı; bir yandan da Sanat Öğrencileri Birliği’nde çizim derslerine de­vam etti. Olgun üslubunun tipik özelliği olan karakter betimleme tutkusu daha o dönemde kendini belli etmişti. Gözlerinin bozukluğu resmi bırakıp heykele yönelme­sine neden oldu. 1902-05 arasında Paris’te Güzel Sanatlar Yüksekokulu’nda ve Julian Akademisi’nde öğrenim gördükten sonra Londra’ya döndü ve bir heykel atölyesi açtı. 1907-08’de İngiliz Tıp Derneği binasının cephesi için gerçekleştirdiği “Strand Hey­kelleri” adlı çıplaklar dizisinin (1937’de yıkıldı) ve “Oscar Wilde’in Mezarı”ndaki (1911, Père-Lachaise Mezarlığı, Paris) çap­kın bakışlı melek heykelinin kamuoyunda çok eleştirilmesine karşın, kısa sürede bir portre heykelcisi olarak ün kazandı.

Epstein 1913’te İngiltere’de modern sanatı savunan Londra Grubu’nun kuruluşuna ka­tıldı. İzleyen iki yıl içinde oldukça deneysel bir üslup geliştirdi. Olağanüstü yalın biçim­leri ve durgun yüzeyleriyle bu dönem hey­kelleri, Epstein’m en güçlü yapıtlarıdır. Çoğu taştan olan bu heykellerin en başarılı­sı sayılan “Kaya Matkabı” (1913, Tate Galerisi, Londra) alçıdan yapılmıştır. Bu heykelin robotu andıran görünümü, Epste­in’m kaygan yüzeylere ve soyut biçimlere karşı duyduğu uzun sürmeyen ilgiyi yansıtır.

1916’da Londra Grubu’nun dağılmasından sonra Epstein, yontma ve döküm teknikle­riyle çalışmaya başladı. Birinci teknikteki yapıtları doğrudan büyük taş bloklardan (megalit) yontulmuş, vahşi ve kaba görü­nümlü figürlerdi. Ama gene de “Yaratılış” (1930) ve “İşte İnsan” (1934-35) gibi dinsel ve alegorik nitelikli bu heykellerde taş blokun kütlesel niteliği korunmuştu. Kilden yaptığı modellerden tunç dökümle gerçek­leştirdiği portre büstlerinde ise Epstein, düzlemleri incelikli bir biçimde ele alarak hareketli yüzeyler oluşturdu. Bu yapıtların­da önceleri tuncun üzerindeki ışık oyunları­nı vurgulamaya özen gösterdi; ama daha sonra düzgün olmayan yüzeyleri o kadar abartılı hale getirdi ki, heykelleri kütlesel niteliklerini yitirip bezemesel bir görünüme büründü. Zaman zaman anıtsal boyutlarda tunç heykeller de yapan Epstein’ın bu çalışmalarından en önemlisi “Aziz Mikhail ve Şeytan”dır (1958, Coventry Katedrali). Epstein son yıllarında soyut heykele şiddet­le karşı çıkmıştır. 1954’te kendisine “sir” unvanı verilmiştir.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir